<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="wordpress/2.3.1" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title></title>
	<link>http://www.saglikyasam.net</link>
	<description>Türkiye'nin Sağlık Sitesi</description>
	<pubDate>Sat, 28 Jun 2008 22:29:26 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.3.1</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Seboreik keratoz</title>
		<link>http://www.saglikyasam.net/seboreik-keratoz.html</link>
		<comments>http://www.saglikyasam.net/seboreik-keratoz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Jun 2008 22:29:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cilt sağlığı ve estetik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikyasam.net/seboreik-keratoz.html</guid>
		<description><![CDATA[Seboreik keratoz 
Seboreik keratoz, &#8220;verruca seborrheica&#8221; olarak da bilinen, her iki cinsteki yasli kisilerde cok sik gorulen benign bir lezyondur. Lezyonlar keskin sinirli, duz veya kabarik papul ya da plaklar seklindedir, siklikla et rengi veya hafifce sarimtrak ya da hiperpigmente gorunumde olurlar. Genellikle kucuk ve birkac mm capli tumuyle ekzofitik lezyonlardir fakat daha buyuk olculere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><u><font size="5" color="#004080">Seboreik keratoz</font></u><cite><strong> </strong></cite></em></p>
<p><cite><font size="2">Seboreik keratoz, &#8220;verruca seborrheica&#8221; olarak da bilinen, her iki cinsteki yasli kisilerde cok sik gorulen benign bir lezyondur. Lezyonlar keskin sinirli, duz veya kabarik papul ya da plaklar seklindedir, siklikla et rengi veya hafifce sarimtrak ya da hiperpigmente gorunumde olurlar. Genellikle kucuk ve birkac mm capli tumuyle ekzofitik lezyonlardir fakat daha buyuk olculere ulasabilirler. Siklikla inflamasyon cok azdir fakat kasinabilir ve travma sonucu inflamasyona ugrayabilirler. Belirgin lenfositik infiltrasyonun gelistigi bir tipi vardir ve hem epidermis hem de dermisi tutan tumorler arasinda benign likenoid keratozis basligi altinda incelenecektir. Lezyonlar govdede ve ekstremitelerin proksimal kisimlarinda siktir fakat avuc icleri, ayak tabanlari ve agiz mukozasi disinda herhangi bir yerde olabilir. Bu muhtemelen kil follikulleriyle bir iliski varligina isaret eder.<br />
PATOLOJI. Lezyonlar genellikle keratinositlerin hucresel atipi gostermedigi akantotik epidermisten ibarettir. Erken lezyonlarda dahi lezyonun hemen altindaki papiller dermis sklerotiktir. Seboreik keratozun en erken lezyonlari rete ridgelerde uzama ve birbirleriyle baglanma gosterir. Bazal keratinositler hafif ilâ ileri derecede pigmentedir. Tek bulgu bunlar oldugu zaman tani siklikla &#8220;pigmente retikuler dermatozis&#8221; olur. Lezyonlar kalinlastikca papillomatozis veya daha siddetli akantoz gelisir.Papillomatoz lezyonlarbazan &#8220;stucco keratoz&#8221; olarak isimlendirilir ve akantotik tipin keratin yalanci kistleri bulunmayabilir. Bu yalanci kistler ortokeratin icerirler ve kalinlasan epidermiste ortokeratin globullerinin kaynasmasindan olusurlar. Bunlar yalanci kistlerdir zira birbiriyle kaynasan keratin kitleleri siklikla lezyon yuzeyine ulasan bir kanal olusturur. Seboreik keratozlar mantar veya bakteriler tarafindan enfekte edilebilir ve belirgin bir inflamasyon olusur. Erken seboreik keratozlardaki bir baska histolojik yapi da epidermisteki fokal keratinosit gruplarinin polaritelerini korumalari nedeniyle bazan &#8220;klonal seboreik keratoz&#8221; denilen sekildir. Bu odaklar irrite seboreik keratozlarda veya primer bir fenomen olarak gelisebilir fakat bunlarin gercek keratinosit klonlari olduguna dair kesin bir delil yoktur. Keratinosit gruplari polaritelerini kaybettikleri ve hucresel olarak atipik olduklari zaman lezyon intraepidermal skuamoz hucreli karsinoma in situ olarak siniflanir. Pigmente seboreik keratozun bir varyanti da icerdikleri yogun pigmenti komsu keratinositlere nakledemeyen belirgin uzantili keratinositlerin varligi nedeniyle<cite>melanoakantoma</cite></font><font size="2"> olarak isimlendirilir. Yasli kisilerde gorulur, beyaz irkta daha siktir, yavas gelisir ve kendiliginden gerilemesi yoktur.<br />
Ayirici tanida sigiller bulunur. Seboreik keratozlarin cogu histolojik olarak sigillerden farklidir ve lezyonlarda HPV gosterilemez. Ancak, inguinal bolgede bulunan histolojik olarak tipik seboreik keratozlarda gosterildigi uzere HPV iceren komsu condyloma accuminatum&#8217;dan gelen sigil virusuyle enfekte olabilirler. 20 yas altindaki cok genc bir kiside ayirici tanida epidermal bir nevus de vardir.<br />
Ic organlarinda malign bir hastaligi olan kisilerde akut olarak govde ust kisminda bazilari garip gorunumlu bircok inflamasyonlu seboreik keratozlarin cikmasi tartismali bir gozlemdir. Bu durum bazan &#8220;Leser ve Trélat isareti&#8221; olarak isimlendirilir ve cesitli mide, akciger, kolon karsinomlariyla lenfomalara eslik edebilir.</font><cite><br />
<font size="2">Degos&#8217;un soluk hucreli akantomu.</font></cite><font size="2"> Nadir gorulen, duzgun sinirli, benign, Degos&#8217;un soluk hucreli akantomu (&#8221;berrak hucreli akantom&#8221; olarak da bilinir) isimli tumor orta ilâ ileri yastaki kisilerde alt ekstremitelerde soliter bir tumor olarak gorulme egilimi gosterir. Birden fazla tumor olabilir. Lezyon yuzeyinde siklikla bir pullanma ve eritem bulunur ve nokta tarzinda kanama noktalari olur.<br />
PATOLOJI. Lezyonun, icindeki keratinositlerin cogunun soluk ya da seffaf gorundugu, PAS pozitif ve diyastaza direcli yapida, cok keskin sinirli bir kenar olusturan akantoz zonu vardir. Dermal papillalar uzerindeki epidermis (suprapapiller tabaka) belirgin olarak incelmistir. Notrofil iceren bir parakeratotik pullanma vardir. Dermal papillalardaki kan damarlari belirgin ve ince duvarlidir. Keratinositlerde nukleer atipi bulunmaz.<br />
Lezyon bircok ozelligi acisindan psoriasize benzer ancak lezyondaki hucrelerin soluk ya da seffaf sitoplazmali olusu ve cevre epidermisten keskin bir sinirla ayrilmasiyla farkedilir. Psoriazis daha bazofilik sitoplazmali hucrelere sahiptir. Temel defekt glikojenin yikiminda bir fosforilazin eksikligi gibi gorunmektedir1.</font><cite><br />
<font size="2">Warty diskeratom. </font></cite><font size="2">Warty diskeratom genellikle bas boyun bolgesinde, daha seyrek olarak herhangi bir yerde yerlesen, soliter, keratotik, hafifce verrukoz bir papuldur<br />
PATOLOJI. Lezyonlar suprabazal akantoliz, villoz bazal tomurcuklanmalar, corps ronds ve grains gibi ozel yapilar gosterir. Lezyon nisbeten duz olabilir veya dermisten asagiya hafifce kabarabilir. Siklikla hafif bir dermal lenfositik infiltrasyon bulunur.<br />
Kucuk lezyonlar Grover hastaligindan ayirdedilemez, buyukleri de Darier hastaligina benzer. Benzer degisikliklerin oldugu kucuk papuller klinik olarak normal gorunumdeki deri materyallerinde de bulunabilir. Warty diskeratom tanisi ancak soliter, kasintisiz, birkac milimetre capindaki lezyonlar icin kullanilmalidir.<br />
<cite>Aktinik keratoz.</cite></font><font size="2"> &#8220;Senil keratoz&#8221; veya &#8220;solar keratoz&#8221; olarak da bilinen aktinik keratoz genellikle gunes goren deride pullanmali, eritematoz bir yama seklinde ortaya cikan, beyaz tenlilerdeki en sik neoplazmlardan biridir36,38. Lezyonlar hiperpigmente, yaygin ve birbirine kaynasan sekilde olabilir. Dogrudan dogruya UVB isinlarinin (ozellikle 280 ile 320 nm dalga boyu araligindaki) birikici dozuna baglidir. Iyonize edici isinlarin diger sekilleri de benzer keratozlar olusturabilir. Tersine asiri miktarda inorganik arsenik bilesiklerine maruz kalan hastalarda da benzer keratozlar ortaya cikar fakat bunlar gunese maruz kalmayan deride hatta avuc ici ve ayak tabanlarinda bile gorulurler. Aktinik keratozlar karsinoma in situya ilerleyebilen devamli bir olayin bir kismidirlar.<br />
PATOLOJI. Lezyonlar dermis epidermis birlesim hattinda duzensiz bir sekilde hiperkromazi ve nukleus buyumesi seklinde bazal keratinositlerin buyumesiyle baslar. Daha sonra acikca atipik olan hucrelerin epidermisin ust tabakalarina cikmasiyla akantoz gelisir. Deri ekleri uzerindeki ortokeratoz haric olmak uzere parakeratoz ve hiperkeratoz da gelisir. Ilerlemis lezyonlarda epidermis tumuyle atipik hucrelerden olusur. Atipik hucreler epidermis kalinliginin tamamini doldururlar, lezyon da genis olup kil follikulleri ve ter bezi duktuslarinin cikisini kaparsa yassi hucreli karsinom tanisi daha dogru olur. Dermiste genellikle asiri solar elastoz vardir; eger bu bulgu yoksa muhtemelen arsenige bagli keratoz akla gelmelidir.<br />
Aktinik keratozda, suprabazal bolgede primer akantolitik hastaliklari (Tablo 3) taklit eden bir akantoliz olabilir ancak primer akantolitik hastaliklarda hucresel atipi ve yuzeyde parakeratotik pullanma bulunmaz. <cite>Pigmente aktinik keratoz</cite> atipik keratinositler arasindaki melanositlerin sayi ve buyuklugunde cok az artis olmasina ragmen bazal keratinositlerdeki melanin artisi sonucu hiperpigmentasyon gosterir. <cite>Likenoid aktinik keratoz</cite> hem epidermis hem de dermisin tutulacagi bicimde dermiste yogun bir lenfosit ve plazma hucre infiltrasyonuna sahiptir.<cite>Hiperplastik aktinik keratoz</cite> siradan ince aktinik keratozlar ile yassi hucreli karsinoma in situ arasindaki lezyonlari tanimlamak icin kullanilan bir tabirdir. <cite>Buyuk hucreli akantom</cite></font><font size="2"> genellikle yuzeyde parakeratotik pullanmanin olmadigi ve bazal hucre nukleuslarinin normalin iki uc kati genisledigi bir aktinik keratoz cesididir.<br />
Aktinik keratoz bir yassi hucreli karsinoma in situdur. Follikul derinliklerine invazyon veya genis bir sahada follikul sinirlarini silecek sekilde epidermisin tam kat atipizm gostermesi tumorun ileri donemlerinin yassi hucreli karsinoma in situnun bulgularidir. Erken aktinik keratoz ile yassi hucreli karsinoma in situ arasindaki lezyonlar hucresel atipinin miktari ve epidermisin ne kadarinin tutulduguna gore uc gruba ayrilabilir. Nisbeten az hucresel atipi gosteren erken lezyonlar bazal bolgese sinirlidir ve <cite>skuamoz intraepidermal neoplazi </cite></font><font size="2">(SIN) derece I veya SIN-I seklinde siniflanirlar. Atipik hucrelerin epidermisin alt yarisini doldurdugu lezyonlar SIN-II&#8217;dir. Tum katlarda atipinin bulundugu ve deri eklerine dogru &#8220;bowenoid aktinik keratoz&#8221;un bulundugu lezyonlar yassi hucreli karsinoma in situ veya SIN-III&#8217;tur. Paradoks bir sekilde SIN-III lezyonlar bazi SIN-I ve SIN-II lezyonlara kiyasla daha uzun sure in situ donemde kalirlar bu lezyonlardan dermise yassi hucreli karsinom invazyonu tam kat epidermis atipisi gosterenlerden daha azdir.<br />
UV isinlari nedeniyle tumor baskilayici bir gen olan p53 geninde mutasyonlar gelisebilir ve gunese maruz kalan deride yassi hucreli karsinom gelisimi nedenlerinden biri de bu olabilir. Bazi aktinik keratozlarda da p53&#8242;un asiri okundugu gorulebilir ve bu aktinik keratoz ve yassi hucreli karsinomlarin gelisiminin erken donemlerinde gelisen bir mutasyonu temsil edebilir.</font></cite></p>
<p><cite><font size="2">tiprehberi.com</font></cite></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikyasam.net/seboreik-keratoz.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sedef hastaligi</title>
		<link>http://www.saglikyasam.net/sedef-hastaligi.html</link>
		<comments>http://www.saglikyasam.net/sedef-hastaligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Jun 2008 22:28:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cilt sağlığı ve estetik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikyasam.net/sedef-hastaligi.html</guid>
		<description><![CDATA[Sedef hastaligi
 Psoriazis çesitli klinik biçimlerde ortaya çikabilen, yineleyici, kronik bir deri hastaligidir. Deri lezyonlarinin çok tipik olmasi nedeniyle tani koymak oldukça kolaydir. Lezyonlar klasik olarak eritroskuamozdur; bu hem vasküler  yapilarin (eritem) hem de epidermisin (skuam) etkilendigi gösterir. Morfolojik olarak çok degisik biçimlerde görülür. Psoriazis vulgaris en sik rastlanan tipidir.
 Psoriazis prevalansi farkli toplumlarda ve cografik bölgelerde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><font size="5" face="Verdana"><strong>Sedef hastaligi</strong></font></p>
<p><font size="2" face="Verdana"> Psoriazis çesitli klinik biçimlerde ortaya çikabilen, yineleyici, kronik bir deri hastaligidir. Deri lezyonlarinin çok tipik olmasi nedeniyle tani koymak oldukça kolaydir. Lezyonlar klasik olarak eritroskuamozdur; bu hem vasküler  yapilarin (eritem) hem de epidermisin (skuam) etkilendigi gösterir. Morfolojik olarak çok degisik biçimlerde görülür. Psoriazis vulgaris en sik rastlanan tipidir.<br />
 Psoriazis prevalansi farkli toplumlarda ve cografik bölgelerde degisiklik gösterir. Degisik çalismalar psoriazis sikliginin %1-2 oraninda oldugu göstermektedir. Çocuklarda rastlanma sikligi %1,1 olarak bulunmustur. Erkek ve kadinlarda esit sikliktadir. Tüm yas gruplarinda görülebilmesine karsin baslama yasi genellikle üçüncü onyildir. Erken baslangiç (&lt;40 yas) Tip I psoriazis adini alir ve daha siddetli hastaligi belirtir. Tip I psoriazisde aile öyküsü varligi olasigi daha fazladir. Tip II psoriazisde (40 yas&lt;) hastaligin seyri ve prognozu daha iyidir. Hastaligin genetik geçisli oldugunu gösterir pek çok çalisma olmasina karsin bu geçisin nasil oldugu kesin olarak bilinmemektedir. <br />
</font><img align="left" width="261" src="http://www.hastarehberi.com/cilt/cilthast3/03002-1.gif" height="177" /><font size="2" face="Verdana"><br />
<strong> Etyopatogenezi: </strong><br />
 Psoriazis multifaktöriyal bir hastaliktir.  Arastirmalara karsin günümüzde henüz nedeni bilinmeyen hastaliklar arasindaki yerini korumaktadir. Hastalik genetik yatkinligi olan kisilerde çevresel faktörlerin etkisiyle ortaya çikmaktadir. Psoriazisin olusumundaki temel patoloji kerotinositlerin hiperproliferasyonu ve inflamasyonudur. Normalde 26-28 gün olan epidermal yenilenme süreci kisalmistir. Immün sistem hücreleri olan T lenfositler ve keratinositler arasindaki etkilesim psoriazis patogenezinde rol oynamaktadir. Psoriatik lezyonlarda artan CD4T hücreleri psoriatik lezyonlarin ortaya çikisinda ve kaliciliginda rol oynayan sitokinler salarlar. Aktivite T lenfositlerden salinin bu sitokinler keratinosit proliferasyonuna ve endotel hücrelerinden adezyon moleküllerinin salinimini stimüle eden sitokinler sentezine yol açar. Ayrica keratinositler de degisik sitokinler salgilayarak psoriazis sürecinin sürmesinde rol oynarlar.<br />
 Psoriatik lezyonlarin ortaya çikisini provake eden dis etkenlere tetikleyici faktörler denir. Bunlar: Travma; Epidermisin zedelenmesine yol açan çesitli mekanik, fiziksel ve kimyasal travmalar lezyonsuz deri bölgelerinde psoriatik lezyonlarin ortaya çikmasina neden olur. Buna &#8220;Köbner  Fenomeni&#8221; denilir. Akut streptokokal enfeksiyonlar, bazi ilaçlar (lityum, beta adrenejik blokörler), emosyonel stresler hastaligi baslatabilir ya da alevlendirebilir. Bunlarin yanisira endokrin etkenler, hipokalsemi ve diyalizin, ayrica hastalarin az bir kisiminda günes isinlarinin lezyonlarda artisa yol açtigi bilinmektedir.<br />
</font><img align="left" width="237" src="http://www.hastarehberi.com/cilt/cilthast3/03002-2.gif" height="168" /><font size="2" face="Verdana"><br />
<strong> Klinik</strong><br />
 Psoriazis vulgaris(klasik tip); keskin sinirli, eritemli zemin üzerinde yerlesmis sedefi beyaz ya da gümüsümsü kepeklerle kapli lezyonlarla karakterizedir. Baslangiç lezyonu genellikle eritemli bir makül ya da makülopapül olup, bu lezyonlarin genislemesi ile üzeri skuamla kapli büyük plaklar ortaya çikar. Skuamlar lezyonun üzerini bütünüyle kaplayabilir ya da ortasinda yapismis olarak bulunabilir. Kronik lezyonlarda skuamlar kalinlasarak alttaki plaga daha siki yapisir. Skuamlar kazindiginda tabaka tabaka kalkarak, toz gibi bir beyazlaslasma olur, buna &#8220;mum lekesi belirtisi&#8221; denir. Skuamlar mekanik olarak kaldirildiginda eritematöz zemin üzerinde küçük kanama odaklari belirir. Buna &#8220;Auspitz belirtisi&#8221; adi verilir. Bu kanama odaklari uzamis dermal papilla uçlaridir.<br />
 Lezyonlar simetrik olarak diz, dirsek, lumbosakral bölge, saçli deri (kulak arkasi) ve göbek çevresine yerlesir. Küçük tek bir plak birleserek genis plaklara, genis plaklar birleserek harita (P. geagrafika) gibi lezyonlara dönüsebilirler. Bazen lezyonlar, orta kismi iyileserek anüler bir biçim alabilir. Stasyoner psoriazis aksilla, inguinal bölge gibi kivrim bölgelerinde sinirli kalabilir (P. inversa).<br />
 Psoriazisde el tirnaklarinda %50, ayak tirnaklarinda %35 oraninda tutulum olur. Bu degisiklikler toplu igne basi büyüklügünde çukurcuklar (pitting), subungual hiperkeratoz, tirnak distalinde sari renk degisikligi, siddetli olgularda onikodistrofi biçimindedir.<br />
<strong> Erüptif (Guttat) Psoriazis: </strong>Çok sayida 0,5-1 cm&#8217;lik küçük, eritemli skuamli papüllerle kendini gösterir. Genellikle gövde ve üst ekstremitelere lokalizedir. Ortaya çikmasinda streptokokal üst solunum yolu enfeksiyonlari tetikleyici rol oynar. Birincil hastaligin tedavisi psoriazisin deri lezyonlarininda düzelmesini saglayabilir. Ancak ilerde psoriazisin yineleme olasiligi vardir.<br />
<strong> Psoriazisin özel formlari:</strong><br />
<strong> Psoriatik eritroderma: </strong>Psoriazisin tüm vücut yüzeyinin tutuldugu jeneralize, agir bir formudur. Psoriazisin tüm belirtileri bulunmakla birlikte eritem en belirgin bulgudur. Psoriatik eritroderma, ani jeneralize eritem biçiminde ya da kronik plak tipi psoriazisin yaygin eksfoliyatif faza dönüsmesi biçiminde baslayabilir. Bu, hastalik aktivitesinin derecesini belirler. Hastalarda ates, halsizlik, kiriklik, lökositoz, vazodilatasyona bagli sivi-elektrolit kaybi, isi kaybi ve santral hipotermi gibi sistemik komplikasyonlar ortaya çikabilir. Asiri skuamasyon nedeniyle protein kaybi ve demir eksikligi olabilir. Tirnak matriksinin destrüksiyonu nedeniyle tirnak büyümesi durur ya da tirnak yitimi olabilir.<br />
<strong> Püstüler Psoriazis: </strong>Lokalize ya da jenaralize olur. <br />
 Lokalize form simetrik olarak avuç içi ve ayak tabanlarinda eritemli zemin üzerinde sari püstüllerle karakterizedir. Sistemik belirtiler yoktur.<br />
 Jeneralize püstüler psoriazis ise akut ve seyrek olarak mortalite riskli olan bir formdur. Atesle baslayip 2-3 mm boyutlarinda yaygin steril püstüller avuç içi, ayak tabanlari, tirnak yatagi dahil tüm gövdeye ve ekstremitelere dagilir. Püstüller genellikle eritemli zemin üzerindedir. Önce yama tarzinda iken zamanla birlesirler ve tüm deri yüzeyini tutarak hastalik daha siddetlenir. Hastalik karakteristik olarak püstüller ve atesle birlikte giden dalgali bir seyir izler. Tirnaklarda onikolizis görülebilir. Ikincil bakteriyel enfeksiyonlar, septisemi, dehidratasyon, elektrolit dengesinde bozukluk, hipokalsemi ve hipoalbüminemi gibi ciddi komplikasyonlar görülebilir. <br />
</font><img align="right" width="223" src="http://www.hastarehberi.com/cilt/cilthast3/03002-3.gif" height="247" /><font size="2" face="Verdana"> <strong>Psoriatik Artrit:</strong> Tüm psoriazis tipleri içinde, hastalarin en azindan %5-8&#8242;inde eklem, tendon, ligaman ve fasya tutulumu olabilir. Eger deri tutulumu siddetli ise ya da püstüler psoriazis oldugunda daha yüksek siklikta görülür. Seronegatif bir artrit olup, genellikle deri lezyonlarindan sonra ortaya çikar. Psoriatik artritli hastalarda HLA-B27 ekpresyonu artmistir. Asimetrik oligoartrit ve monoartrit, romatoid artrite benzeyen simetrik poliartrit ya da ankilozan spondilite benzeyen aksiyal artrit biçiminde görülür. Olgularin çogunda asimetrik oligo artiküler tutulma görülür. Siklikla el ve ayaklarin distal ve proksimal interfalanjiyal ve ayaklarin metatarsofalanjiyal eklemleri tutulur. Seyrek olarak büyük eklemleri, %20 olasilikla sakroiliak eklemi tutulabilir.  </font></p>
<p><font size="2" face="Verdana"><strong> Patoloji: Aktif bir lezyonda karakteristik bulgular epidermistedir. </strong><br />
<strong> 1.</strong> Rete çikintilarinda düzenli uzama ve akantoz, <br />
<strong> 2.</strong> Dermal papillalarda uzama, genisleme ve ödem,<br />
<strong> 3.</strong> Parakeratoz (yassi, çekirdekli stratum korneum hücreleri tabakalar biçiminde birbiri üzerine yigilmistir. Genellikle hiperkeratoz ile birliktedir),<br />
<strong> 4.</strong> Malpighi tabakasinin suprapapiller kisminda incelme, bazen spongioform püstüllerin olusumu, <br />
<strong> 5.</strong> Granüler tabakanin incelmesi ya da kaybolmasi,<br />
<strong> 6.</strong> Mitozda artma, <br />
<strong> 7.</strong> Lenfosit ve monositlerden zengin az ya da çok dermal infiltrasyon ve ödem,<br />
<strong> 8.</strong> Stratum korneumda ya da hemen altinda yerlesen PMNL olusan epidermal mikroabseler (Munro mikroabseleri). </font></p>
<p><font size="2" face="Verdana"><strong> Tani ve Ayirici Tani: </strong><br />
 Psoriazis tanisi agirlikli olarak klinik bulgulara dayanilarak konulur. Bazi lokalizasyonlar ve atipik biçimlerde taniya histopatolojik inceleme yardimci olur.<br />
Hastaligin aktivitesinde degisiklik oldugunda, erüptif, püstüler ya da eritematöz oldugunda tanida güçlük olabilir. Ayirici tanida ekzema, pitriazis rubra pilaris, seboreik dermatit, pitriazis likenoides varioliformis, kandida, yüzeyel mantar hastaliklari, sifiliz, kutanöz T hücreli lenfoma gibi hastaliklar düsünülebilir.<br />
<strong> Tedavi</strong><br />
 Hastaligin hastanin yasami üzerindeki etkisini göz önünde bulundurmak tedavideki basarinin bir parçasidir. Tedaviye baslamadan önce hasta, hastaligi hakkinda bilgilendirmeli, tedavi ile elde edilen iyilesmenin her zaman kalici olmadigi, bu iyilik durumunun uzun sürebildigi gibi nüks edebilme olasiliginin oldugu anlatilmalidir. Hastaliga neden olan ve alevlenmesine katkida bulunan tetikleyici etkenlerden sakinmasi gerektigi söylenmelidir. Psikiyatrik yönden desteklenmelidir. Hastaya cesaret verme ve destek, tedavinin önemli bir bölümünü olusturur. Tedavide amaç hastaligi sinirli deri lezyonlari düzeyinde tutmak, uzun süreli ve en çok etkiyi saglamaktir. <br />
<strong> Topikal Tedavi:</strong><br />
 Deride kuruluk hastaligin yaygin formlarinda istenmeyen bir durumdur. Bu nedenle nemlendiriciler kullanilmalidir. Lezyonlarin yüzeyindeki kepeklerin kaldirilmasi, daha sonra uygulanacak tedavilerin etkisini arttiracagindan, tedavinin baslangicinda bu amaçla salisilik asit, laktik asit ve üre (%10) kullanilabilir.<br />
 Antralin: Antiproliferatif ve antiinflamatuvar etkisi vardir. Kronik plak ve gutat psoriaziste iyi bir seçenektir. Klasik antralin tedavisi düsük konsantrasyonla (%0,5-0,1) baslar ve %5 konsantrasyona çikilincaya dek her hafta artirilir ve lezyonlar düzelinceye dek sürdürülür.<br />
 Kisa temas tedavisinde ise antralinin yüksek konsantrasyonu 10-20 dakika uygulanip hemen yikanir. Deriyi ve giysileri kahverengine boyamasinin yanisira irritan reaksiyonlara neden olabilir.<br />
<strong> Vitamin D3 ve analoglari: </strong>Keratinosit proliferasyonunu baskilarken terminal diferansiyasyonunu artirir. Piyasada kalsipotriol olarak bulunan vit D3 analogu plak tipi psoriazisde günde bir ya da iki kez olarak iki ay kullanilabilir. Ultraviyole isinlari emme özelligi nedeniyle UV ile kombine edebilir. Lokal irritasyon, kalsiyum ve fosfor metabolizmasi üzerindeki etkisi izlenmelidir.<br />
 Tazaroten: Yeni gelistirilmis bir retinoid türevidir. Baslica psoriatik plaklarda skuami, plak kalinligini ve eritemi belirgin olarak azaltir. Kronik plak tipi psoriazisde %2-5&#8242;lik konsantrasyonlarda kullanilir.<br />
<strong> Topikal kortikosteroidler: </strong>Topikal tedavide en etkin ve en çok kullanilan ilaçlardir. Bunlarin seçiminde steroidin etkinligi ve gücü gözönünde bulundurulur. Önce güçlü steroidlerle baslanir, daha sonra iyilesme elde edildikçe gücü daha az olanlara geçilerek yan etkiler en aza indirilmeye çalisilir. Nüks ve alevlenmeyi önlemek için tedavi sistemik steroid tedavisinde oldugu gibi asamali olarak azaltilarak ilaç kesilir. Piyasada pomad, krem ve losyon formunda bulunurlar. <br />
Çocuklarda az güçlü kortikosteroidler seçilmelidir. Ayrica etkinin arttirilmasi için oklüzyon (kapali uygulama) biçiminde uygulanabilir. Etkinin arttirabilmesi amaciyla yerel steroidler salisilik asit ve üre ile birlikte kullanilabilmektedir.<br />
<strong> Fotokemoterapi: </strong>Günes isinlarinin sedef hastaligi üzerindeki olumlu etkisi uzun yillardan beri bilinmektedir. PUVA tedavisi sistemik psoralen (isiga duyarlandirici) ile UVA&#8217;nin birlikte uygulanmasidir. UVA enerjisi ile psoralenler DNA ile çapraz baglar olusturarak DNA sentezini ve mitozu baskilar.<br />
 Potent bir isiga duyarlandirici olan <br />
8-metoksipsoralenin (0,6-0,8 mg/kg) agizdan alinimindan yaklasik 2 saat sonra UVA, 1 joule/cm2 olacak biçimde baslanir. UVA dozu her seansta 0,5 ile 1,5 joule arttirilir. Bu tedavi; haftada iki ya da üç, daha yogun protokollerde haftada dört kez  uygulanir. Psoriazisde lezyonlarin bütünüyle temizlenmesi için 19-25 seans (100-245 J/cm2 UVA) gereklidir. Psoralenin %95&#8242;i sekiz saat içinde böbrek yoluyla atilir. Bu süre içinde derinin UV isinlarina duyarliligi arttigindan ilaç aliniminin 8-12 saat sonrasina dek UV?den korunmak gerekir.<br />
    Ayrica bas agrisi ve dönmesi, bulanti gibi belirtiler olabilir. Psoralen lenste birikerek katarakta neden olabileceginden tedavi sirasinda ve psoralen alinimindan sonraki 24 saat içinde gözlerin korunmasi gerekir. Yilda bir göz incelemesi yapilmalidir. Uzun süreli yan etkileri ise; solar elastoz, deri yaslanmasi, aktinik degisiklikler, hiper ve hipopigmentasyon, melanom ve <br />
non-melanom deri kanserleri olusumudur. Ayrica dar band UVB, selektif UVB (SUP) tekli ya da topikal kortikosteroidler, vit D3 analoglari ve antralin ile kombine tedaviler biçiminde uygulanabilir.<br />
<strong> Sistemik Tedavi</strong><br />
     Hastalik  yaygin püstüler ya da aktif faza geçtiginde sistemik tedaviler seçilmelidir.<br />
<strong> Metotreksat: </strong>Bir folik asit antagonistidir ve hücre siklusunu S fazinda baskilar. Püstüler psoriazis ve psoriatik artiritte 10-25 mg arasindaki dozlarda haftada bir kullanilir. Bulanti, kusma, halsizlik ve bas agrisi yanisira, kemik iligi baskilanmasi, karaciger toksisitesi en önemli yan etkileridir. <br />
<strong> Siklosporin: </strong>Immünsüpresif etkili bir siklik polipeptid olup siklikla doku rejeksiyonunu önlemek amaciyla kullanilir. Psoriazisdeki etkisi, Langerhans hücrelerinin antijen sunma kapasitesini ve mast hücre islevlerini baskilar. Siddetli plak tipi psoriazisde oldukça etkilidir. Psoriatik artiritte tirnak lezyonlarinin iyilesmesinde etkilidir. Önerilen doz 2,5-3 mg/kg/gün bölünmüs iki dozla günde en çok 5 mg&#8217;a çikilabilir. Böbrek islevlerinde bozukluk, hipertansiyon, hipertrikoz, dis eti hipertrofisi gibi yan etkileri vardir. Kan basinci ve serum kreatinin izlemi gereklidir.<br />
<strong> Retinoidler: </strong>Retinoidler keratinosit büyümesini ve terminal diferansiyasyonunu düzenler. A vitamini türevi olan etretinat kullanilir ancak yari ömrü uzun oldugundan kadinlarda teratojenik etki riski fazladir. Artik dünyada yari ömrü daha kisa olan (2-3 gün) asitretin seçilmektedir (ülkemizde yoktur). Psoriazisin püstüler formunda 1 mg/kg/gün dozunda kullanildiginda oldukça etkilidir. Siddetli psoriazis ve eritrodermik psoriazisde 0,3-0,5 mg/kg/gün olarak baslanip 2-3 haftalik aralarla 0,75 mg/kg/gün&#8217;e çikilir. Bazi olgularda PUVA (Re-PUVA) ile birlikte kullanildiginda etkinligi artabilir. Genellikle 0,5 mg/kg/gün dozu ile  3-4 ay sürdürülür.<br />
 Yan etkiler; keilitis, göz ve agiz kurulugu, yaygin kasinti, deride kuruluk, saç dökülmesi, serum lipidlerinde ve karaciger enzimlerinde artistir. Yüksek teratojenik potansiyeli göz önünde bulundurulmalidir.<br />
Kadin hastalar ilaç kullanirken ve kesildikten sonraki iki yil dogum kontrolü uygulamalidirlar. </font></p>
<p>Dr. Ayşen Karaduman</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikyasam.net/sedef-hastaligi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Selülit</title>
		<link>http://www.saglikyasam.net/selulit.html</link>
		<comments>http://www.saglikyasam.net/selulit.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Jun 2008 22:28:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cilt sağlığı ve estetik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikyasam.net/selulit.html</guid>
		<description><![CDATA[Selülit, cildinizde meydana gelen ve ciddileşme olasılığı bulunan bir bakteri enfeksiyonudur. Derinizde, yanan ve acıyan, şişik, kırmızı bir alan görülür ve hızla yayılabilir.
Bacakların alt kısmında veya yüzdeki deri, bu enfeksiyondan en yaygın olarak etkilense de, selülit cildinizin herhangi bir bölümünde oluşabilir. Enfeksiyon sadece yüzeysel olabildiği gibi, derinizin altında yatan dokuları da etkileyebilir ve lenf düğümlerinizle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><font size="2"><strong>Selülit</strong>, cildinizde meydana gelen ve ciddileşme olasılığı bulunan bir bakteri enfeksiyonudur. Derinizde, yanan ve acıyan, şişik, kırmızı bir alan görülür ve hızla yayılabilir.</p>
<p>Bacakların alt kısmında veya yüzdeki deri, bu enfeksiyondan en yaygın olarak etkilense de, selülit cildinizin herhangi bir bölümünde oluşabilir. Enfeksiyon sadece yüzeysel olabildiği gibi, derinizin altında yatan dokuları da etkileyebilir ve lenf düğümlerinizle kan akışınıza karışabilir.</p>
<p>Yayılan bakteri enfeksiyonu, tedavi edilmeden bırakıldığı zaman, ölüm tehdidi bulunan bir rahatsızlığa dönüşebilir. Bu nedenle, selülitin belirtilerini ve semptomlarını tanımak ve bunlar oluştuğunda anında tıbbi yardıma başvurmak önem taşır</font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikyasam.net/selulit.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sigara ve derimiz</title>
		<link>http://www.saglikyasam.net/sigara-ve-derimiz.html</link>
		<comments>http://www.saglikyasam.net/sigara-ve-derimiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Jun 2008 22:24:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cilt sağlığı ve estetik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikyasam.net/sigara-ve-derimiz.html</guid>
		<description><![CDATA[Sigaranın bu etkisi, özellikle bayanlarda daha sık görülür ve deri yaşlanması belirtilerinden en önemlisi olduğu için, sigara bıraktırma konusunda sigaranın ölümcül sonuçlarına göre daha etkili olmaktadır. Sigara tiryakilerinde hiç içmeyenlere göre 5 kat fazla kırışıklık olduğu saptanmıştır. Hatta bazı çalışmalarda sigaranın güneş ışınlarından bile etkili olduğu bildirilmiştir.
Soluk, kirli beyaz-gri renkli ve kırışık deri �sigara tiryakisi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><font size="2">Sigaranın bu etkisi, özellikle bayanlarda daha sık görülür ve deri yaşlanması belirtilerinden en önemlisi olduğu için, sigara bıraktırma konusunda sigaranın ölümcül sonuçlarına göre daha etkili olmaktadır. Sigara tiryakilerinde hiç içmeyenlere göre 5 kat fazla kırışıklık olduğu saptanmıştır. Hatta bazı çalışmalarda sigaranın güneş ışınlarından bile etkili olduğu bildirilmiştir.</p>
<p>Soluk, kirli beyaz-gri renkli ve kırışık deri �sigara tiryakisi derisi� olarak tanımlanmaktadır. Sigara içenlerin %79�unda bu görünüm mevcuttur. �Sigara tiryakisi yüzü�nün özellikleri şunlardır:</p>
<p>1- Kalıcı çizgi veya kırışıklıklar,<br />
2- Alttaki kemik çıkıntılarının belirginleşmesi sonucu çökmüş yüz ifadesi,<br />
3- Deride incelme, hafif gri görünüm,<br />
4- Derinin hafif turuncu-mor-kırmızı renk alması.</p>
<p>�Sigara tiryakisi yüzü� 70 yaşın üzerindeki kadınların yüz yapısı ile aynıdır. Sigara içenlerde kırışıklığın erken yaşta başlaması dikkate değerdir</p>
<p>Kırışıklık oluşumu bir yılda içilen sigara miktarı ile doğru orantılıdır. Sigaranın kırışıklık yapıcı etkisine kadınlar daha fazla duyarlıdırlar.</p>
<p>Nikotin ve sinir sisteminin uyarılması sonucu gelişen damarlardaki daralma, dokuların oksijenlenmesinde azalma, pıhtılaşmada artış, kollajen depolanmasında azalma, kırışıklık oluşumunu kolaylaştıran etkenlerdir. Sigaranın deri üzerindeki etkilerini açıklayan faktörler şu şekilde özetlenebilir:</p>
<p>1- Direk toksik etki: Sigara içenlerde derinin neminin azalmış olması, onun toksik etkisine bağlıdır.</p>
<p>2- Mekanik faktörler: Kırışıklığın şeklini belirlemede önemli role sahiptir. Sigara içerken kullanılan yüz kaslarıyla ilgili olarak dudak çevresinde; tek taraflı içenlerde aynı tarafta kırışıklık görülmesi veya kazayağı kırışıklıkları gibi özel görünümler ortaya çıkar.</p>
<p>3- Genetik faktörler: Bütün sigara içenlerde �sigara tiryakisi yüzü� görünümü olmadığı için genetik faktörlerin rolü de düşünülmektedir.</p>
<p>4- Sigara içenlerde vücudun güneş görmeyen yerlerinde derideki elastik tabakanın , sigara içmeyen aynı yaş grubundakilere göre daha kalın ve parçalı olduğu gösterilmiştir. Derideki kronik oksijenlenmenin azalması, kollajen sentezini düşürerek belirgin kırışıklığa neden olmaktadır.</p>
<p>5- Sigara damarlardaki daraltıcı etkisiyle deride gri-esmer renklenmeye neden olur.</p>
<p>6- Sigaranın kısırlık, erken menapoz, adet düzensizlikleri gibi anti-östrojenik etkileri bilinmektedir. Östrojenin deri üzerindeki fizyolojik etkileri menapoz sonrası dönemde açıkça görülmektedir. Sigara içen kadınlarda göreceli bir hipoöstrojenik durum meydana gelmekte ve bu da deri kuruluğu ve kırışıklığa neden olmaktadır.</p>
<p>7- Sigara A vitamini seviyesini azaltır, dolayısıyla hücrenin bir numaralı düşmanı olan serbest radikallere karşı korunmayı azaltarak, kırışıklıkların oluşumunu kolaylaştırır.</p>
<p>Sigara içen beyaz veya gri saçlı kişilerde katrana bağlı olarak sarımsı bir saç rengi ortaya çıkar.Sigara içerken sigaranın tutulduğu parmaklar ve tırnaklarında sarı-kahverengi renklenme ortaya çıkar. Bu bulguya �nikotin belirtisi� denir. Sigara içenlerde ağız içi daha koyudur. Hatta yanak iç yüzlerinde inatçı, sert, düzensiz beyaz tabakalar oluşabilir. Sigara damarlardaki daraltıcı etkisi ile kan akımını bozarak, yara iyileşmesini olumsuz yönde etkilemektedir. Tek bir sigara içiminin 90 dakika süren bir damarlarda daralmaya yol açabileceği gösterilmiştir. Sigara dumanında 4000 den fazla kimyasal madde bulunur ancak kan akımı azalmasından en çok nikotin sorumlu tutulmaktadır.</p>
<p>Dr. Zekayi KUTLUBAY<br />
Dermatoloji Uzmanı</font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikyasam.net/sigara-ve-derimiz.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sivilceler hakkında yanlış bilinenler</title>
		<link>http://www.saglikyasam.net/sivilceler-hakkinda-yanlis-bilinenler.html</link>
		<comments>http://www.saglikyasam.net/sivilceler-hakkinda-yanlis-bilinenler.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Jun 2008 22:22:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cilt sağlığı ve estetik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikyasam.net/sivilceler-hakkinda-yanlis-bilinenler.html</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Bazı besinler bende sivilce yapıyor.&#8221;
Yanlış. Besinler ve akne üzerine yıllarca süren çalışmalar sonunda herhangi bir besinin akneye sebep olduğu gösterilememiştir. Ne çikolata akne yapar, ne yağlı yemekler ne de süt. Eğer öyle olmuş olsaydı o besinlerden yemeyerek insanlar sivilcelerinden kolayca kurtulurlardı. Oysa gerçek öyle değildir.
Beslenme şeklinizi değiştirerek sivilcelerden kurtulamazsınız, kurtulan da görülmemiştir. Sivilcelerden ancak sivilce [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><font size="2">&#8220;Bazı besinler bende sivilce yapıyor.&#8221;</p>
<p>Yanlış. Besinler ve akne üzerine yıllarca süren çalışmalar sonunda herhangi bir besinin akneye sebep olduğu gösterilememiştir. Ne çikolata akne yapar, ne yağlı yemekler ne de süt. Eğer öyle olmuş olsaydı o besinlerden yemeyerek insanlar sivilcelerinden kolayca kurtulurlardı. Oysa gerçek öyle değildir.</p>
<p>Beslenme şeklinizi değiştirerek sivilcelerden kurtulamazsınız, kurtulan da görülmemiştir. Sivilcelerden ancak sivilce tedavisiyle kurtulabilirsiniz.<br />
&#8220;Yüzümü iyi yıkarsam sivilcelerimden kolay kurtulurum.&#8221;</p>
<p>Temizlik eksikliği sivilceye neden olmaz. Eğer öyle olsaydı yüzünü hergün düzenli yıkayan kimselerde sivilcelerin geçmesi, fazla yıkamayan kimselerde de çıkıyor olması gerekirdi. Yüz yıkanarak ancak yüz temizlenir fakat sivilceler geçmez. Hatta aşırı yüz yıkamak yüz derisini kurutup hasar bile verebilir ve bu hasar mevcut sivilceleri artırabilir.<br />
&#8220;Stres sivilce yapar.&#8221;</p>
<p>Stres sivilcelere yol açmaz. O yüzden stresten kurtularak sivilcelerin geçmesini beklemek boşunadır. Dahası stresli insanların kullandığı bir takım ilaçlar yan etki olarak sivilce yaparlar. Stres, cilt yüzeyine daha fazla sebum salgılanmasına neden olarak belki dolaylı olarak mevcut sivilceleri arttırabilir ancak hiç yoktan sivilce varetmez. Stressiz olduğu bilinen kimselerde de sivilce çıkmaktadır.</p>
<p>Sivilcenin tedavisi başka türlü, stresin tedavisi başka türlüdür.<br />
&#8220;Güneşışığı sivilcelere iyi gelir.&#8221;</p>
<p>Hayır, sadece yüzünüz biraz daha bronzlaşacağı için sivilceler daha az dikkat çeker. Güneş ışığı birkaç sivilceyi kurutsa bile yenilerinin gelmesini engelleyemez, epidermise(cilt üstü tabakası) zarar verebilir ve ilerleyen safhalarda sivilceler artabilir. Güneş ışığına maruz kalmak ciltte erken yaşlanma ve yanıklara neden olabilir. Güneşe çıkmadan önce koruyuculuk katsayısı en az 15 olan koruyucu losyonlar kullanmanızı tavsiye ederiz. Sivilceleriniz içinse sivilce tedavisi görmelisiniz.<br />
&#8220;Sivilcelerimi zaman zaman patlatıyorum.&#8221;</p>
<p>Sakın! Sivilcelerinizi patlatmakla mikroplara davetiye çıkarırsınız ve eğer enfeksiyon kaparsanız yüzünüzde ömür boyu geçmeyecek kalıcı yaralar meydana gelebilir.</p>
<p>Siyah noktaları(komedonları) da sıkmamak gerekir.<br />
&#8220;Sivilceler yaş ilerledikçe geçer.&#8221;</p>
<p>Sivilceler ileri yaş grubunda daha az görülür. Ancak sivilcelerden büyüyerek kurtulunmaz. Bazı kimselerde sivilcelerin neden olduğu kalıcı yaralar kalmaktadır. Tedavi edilebilecek bir hastalığı tedavisiz bırakmamak ve kalıcı yara riskinden mümkün olduğu kadar erken kurtulmak gerekir.</p>
<p>&#8220;Büyüklerde akne olmaz.&#8221;</p>
<p>20-44 yaş arası insanların yüzde yetmiş beşinde akne görülmezken geriye kalan yüzde 25&#8242;inde akne mevcuttur. Bazı hanımların adet dönemleri boyunca değişen hormon dengeleri sivilcelere neden olabilir. Doğum kontrol hapları sivilce yapabilirler. Hamilelikte de sivilceler çıkabilir.</font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikyasam.net/sivilceler-hakkinda-yanlis-bilinenler.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Su Çiçeği ve Zona zoster</title>
		<link>http://www.saglikyasam.net/su-cicegi-ve-zona-zoster.html</link>
		<comments>http://www.saglikyasam.net/su-cicegi-ve-zona-zoster.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Jun 2008 22:22:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cilt sağlığı ve estetik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikyasam.net/su-cicegi-ve-zona-zoster.html</guid>
		<description><![CDATA[Su çiçeği herpes virus grubundan varicella-zoster virusunun neden olduğu primer enfeksiyondur. Yaygın, kaşıntılı, makülopapüler, veziküler ve büllöz döküntülerin aynı anda görüldüğü, ateşin sıklıkla tabloya eşlik ettiği, ancak sistemik semptom ve bulguların seyrek görüldüğü bir enfeksiyon hastalığıdır. Zona zoster ise aynı virusun vücutta bir süre latent kaldıktan sonra ortaya çıkardığı bir post-primer enfeksiyondur.
Klinik :
Su çiçeği : [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><font size="2">Su çiçeği herpes virus grubundan varicella-zoster virusunun neden olduğu primer enfeksiyondur. Yaygın, kaşıntılı, makülopapüler, veziküler ve büllöz döküntülerin aynı anda görüldüğü, ateşin sıklıkla tabloya eşlik ettiği, ancak sistemik semptom ve bulguların seyrek görüldüğü bir enfeksiyon hastalığıdır. Zona zoster ise aynı virusun vücutta bir süre latent kaldıktan sonra ortaya çıkardığı bir post-primer enfeksiyondur.</p>
<p>Klinik :</p>
<p>Su çiçeği : İnkübasyon süresi 10-21 (ortalama 14-16) gündür. Özellikle varisella-zoster immün globulini (VZIG) kullanılan vakalarda bu süre 28 güne kadar uzayabilir. Primer enfeksiyonda asemptomatik olma şansı düşüktür (% 3-5). Birden çok su çiçeği geçirilmesi son derece nadir görülürse de, serolojik testlerle tesbit edilen asemptomatik rekürren enfeksiyonlar gelişebilir. Tipik klinik tablo ateşle birlikte jeneralize, kaşıntılı, veziküler lezyonlardır. Döküntü pleomorfiktir, yani aynı anda farklı evrelerde (makül, papül, vezikül, bül) döküntüler bulunur. Veziküller eritemli zemin üzerinde, birbirinden ayrı olarak görülür.</p>
<p>Zona zoster : Varisella-zoster virusu primer enfeksiyondan sonra sinir sisteminde latent olarak kalır. Aylar veya yıllar sonra, immünitenin baskılandığı bir anda bir veya birkaç sinir trasesi boyunca ilerleyerek, o sinirlerin dermatomunda ağrılı vezikül kümeleri oluşturur. Genellikle organ tutulumu yoktur, ancak ağır immün yetmezlikli vakalarda dissemine deri ve organ tutulumu gözlenebilir.</p>
<p>Komplikasyonlar : Sekonder bakteriyel deri enfeksiyonları, meningoeensefalit, hepatit, pnömoni, artrit, trombositopeni ve dissemine intravasküler koagülasyon gibi komplikasyonlar düşük oranda görülürse de, hastalığın insidansının çok yüksek olması nedeniyle yılda görülen su çiçeği komplikasyonlu vaka sayısı kızamıktan daha az, ancak kabakulak komplikasyonlu vaka sayısına yakındır. Su çiçeği özellikle salisilat alan hastalarda nadir görülen fatal bir hastalık olan Reye sendromuna da sıklıkla yol açarsa da, esas önemi başta kemoterapi alan kanserli ve HIV enfeksiyonlu hastalar olmak üzere, immün yetmezlikli kişilerde çok komplikasyonlu seyretmesi ve ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer almasıdır. Bu vakalarda klinik tablo da farklı olabilir, döküntünün karakteristik özelliği olan pleomorfizm gözlenmeyebilir. Yetişkinlerde de, pnömoni başta olmak üzere (özellikle sigara içenlerde) komplikasyonlar çocuklara göre daha sık görülür.</p>
<p>İlk trimesterde geçirilen maternal su çiçeği bebekte ekstremite atrofileri ve deride skatrisyel lezyonlarla karakterize, nadiren de santral sinir sistemi ve göz bulgularının eşlik ettiği “konjenital varisella sendromu”na yol açabilir. Bu çocuklarda primer su çiçeği görülmeden, infant döneminde zona ortaya çıkabilir. Ayrıca yenidoğan döneminde su çiçeği hafif bir enfeksiyon olarak seyrederse de, annenin doğumdan önceki 5 gün ve doğumdan sonraki 2 gün içerisinde geçirdiği su çiçeği, bebeğe maternal antikor geçmesi yada bebeğin kendi antikorunu yapması için yeterli zaman bulunmadığı için, % 30 gibi yüksek bir mortalite ile seyreder.</p>
<p>Epidemiyoloji ve bulaşma : Tek konak insandır. Genellikle hastalarla direk temas veya sekresyonlardan hava yolu ile, nadiren de zona lezyonlarından bulaşır. Bilinen en bulaşıcı enfeksiyondur. Kapalı odada bir hasta ile bir saat birlikte bulunan, bağışık olmayan bir kişinin hastalığa yakalanma şansı % 96’dır. Uzun mesafelere de bulaşabilmesi nedeniyle, “koridor enfeksiyonu” adı verilir. En fazla kış sonu ve ilkbaharda epidemiler yapar. Solunum yoluyla bulaşma döküntünün ilk beş gününde görülür, ancak lezyondan temasla bulaşma en son vezikül kabuklanıncaya kadar devam eder.</p>
<p>Tanı : Tipik vakalarda tanı klinik olarak konur. Laboratuvar testi ancak atipik seyreden, özellikle immün yetmezlikli vakalarda gerekebilir. Virus döküntünün ilk 3-4 günü veziküllerden izole edilebilir, virus antijeni dokuda immünofloresan boyama ile gösterilebilir veya serolojik olarak Ig M veya Ig G bakılabilir. Ig M pozitifse veya konvelasan dönemde Ig G akut dönemdeki Ig G’nin en az 4 katı ise veya negatifken pozitif olmuşsa tanı konulur. Lezyonlarda intranukleer inklüzyonlar içeren çok çekirdekli dev hücrelerin görülmesi (Tzank testi) çok güvenilir değildir, çünkü herpes simplex virus enfeksiyonlarında da pozitiftir.</p>
<p>Ayırıcı tanı : Böcek ısırıkları, ilaç erüpsiyonları, el-ayak-ağız sendromu, eritema multiforme, petigo, uyuz, dermatitis herpetiformis ve diğer herpetik enfeksiyonlar.</p>
<p>Tedavi : Tedavi semptomatiktir. Ateş yüksekse aspirinin dışındaki (Reye sendromu riski nedeni ile) antipiretikler, kaşıntı fazla ise antihistaminikler kullanılabilir. Sekonder bakteriyel enfeksiyonu önlemek için veziküllerin temiz tutulması ve el temasının önlenmesi gerekir. Acyclovir hastalığın ilk 24 saatinde verilirse hastalığın şiddetini ve süresini azaltabilir. Oral formu 12 yaşın üzerindeki hastalar, kronik deri veya solunum yolu hastalığı olanlar, kronik salisilat tedavisi alanlar gibi hastalığın komplikasyonlu seyretme şansı yüksek olan kişilerde verilir. Bazı merkezlerde eviçi temas sonrası gelişen sekonder vakalar daha ağır seyrettiğinden bu vakalara ve gebeliğin 3. trimesterinde gelişen maternal su çiçeğinde de oral acyclovir verilmektedir. İ.v. acyclovir esas olarak immün yetmezlikli hastalardaki su çiçeği enfeksiyonlarında kullanılır. Hafif immün yetmezlikli hastalarda yüksek doz oral acyclovir de kullanılmaktadır. Oral acyclovir ağır zona zoster tedavisinde de kullanılabilir. Yetişkinlerde bu amaçla kullanılan diğer iki ilaç famciclovir ve valacyclovir’dir, bu ilaçların çocuklarda kullanımının güvenilirliği henüz tam olarak bilinmemektedir.</p>
<p>Korunma : Hastalık ömür boyu koruyuculuk sağlar. Hastalar döküntünün ilk 5 günü ve bütün veziküller kabuklanıncaya kadar hava yolu ve temas izolasyonunda tutulmalıdır. Hastalarla teması bulunan duyarlı kişilerin ve doğum sırasında veya doğuma yakın su çiçeği geçiren annelerden doğan bebeklerin 21 gün (VZIG almışlarsa 28 gün) süreyle izole edilmeleri gerekir. Konjenital varisella sendromlu bebeklerin izolasyonu gerekmez.</p>
<p>Zona zosterli hastalar immün yetmezlikleri varsa veya immünitesi normal olduğu halde hastalığı ağır veya dissemine geçiriyorlarsa, döküntü kabuklanıncaya kadar hava yolu ve temas izolasyonunda bulundurulurlar. Hafif zona zosterde temas izolasyonu yeterlidir.</p>
<p>Okul çocukları döküntüleri kapalı ise döküntünün 6. günü okula gidebilirler. El ve yüz gibi açık vücut bölgelerinde lezyon varsa, çocuğun okula başlaması döküntüler tamamen kabuklanıncaya kadar geciktirilebilir.</p>
<p>Hastanelerde, yatan hasta servislerinde su çiçeği geçiren bir hasta tesbit edildiğinde; aynı servisteki temaslı ve duyarlı hastalar temasın 8-21. günleri arasında (VZIG almışlarsa 28. güne kadar) tam izolasyonda tutulmalı; temaslı personel bağışık değilse, aynı sürelerde duyarlı hastaların bakımından uzak tutulmalı; temin edilebilirse, VZIG endikasyon olan personele uygulanmalıdır.</p>
<p>VZIG temastan sonraki 96 saat içerisinde, su çiçeği geçirme öyküsü olmayan immün yetmezlikli hastalara; duyarlı gebe kadınlara; annesi doğumdan önceki 5 gün veya doğumdan sonraki 2 gün su çiçeği geçiren yenidoğanlara; anneleri su çiçeği geçirmemiş veya seronegatif olan 28 haftalık veya büyük hospitalize prematürelere ve anne hikayesi ne olursa olsun, 28 haftalıktan küçük hospitalize prematürelere endikedir. Vücut ağırlığının her 10 kg’ı için 1.25 ml (125 ünite), i.m. verilir. VZIG çok pahalı olduğundan, bazı merkezlerde immün yetmezliği olmayan temaslılara varisella Ig G bakılıp, negatifse verilmektedir. Ancak immün yetmezlikli hastalarda serolojik testler güvenilir değildir. Tekrarlayan temaslarda, endike hastalar için 3 haftada bir VZIG enjeksiyonu önerilmektedir. Aylık IVIG alan hastalar temas sırasında son IVIG enjeksiyonu 3 hafta içerisinde yapılmışsa, su çiçeğinden korunurlar.</p>
<p>Kesin olmamakla birlikte, temastan sonraki ilk 3 gün içerisinde yapılan su çiçeği aşısı hastalığın gelişmesini önleyebilir, önlemese bile yapılmasında sakınca yoktur. Acyclovir ile kemoprofilaksinin ise yararı yoktur.</p>
<p>Su çiçeği aşısı gelişmiş ülkelerde 12 aylıktan itibaren tek doz olarak, rutin, 0.5 ml, s.c. uygulanmaktadır. Onüç yaşından itibaren en az bir ay ara ile, iki doz verilir. Yüzde 97-100 oranında ve en az 20 yıl süre ile koruyucudur, revaksinasyon henüz önerilmemektedir. Diğer aşılarla aynı anda, farklı bölgelerden verilebilir. Ailede immün yetmezlikli hasta bulunması kontrendikasyon değildir. Yan etkileri çok azdır; enjeksiyon yerinde ağrı ve kızarıklık (% 20-30) ve hafif veziküler döküntü (% 7-8) görülebilir. Zona zoster insidansı doğal enfeksiyona göre düşüktür.</p>
<p>İmmün yetmezlikli hastalarda uygulanması önerilmezse de, ALL’li hastalarda en az bir yıl süre ile remisyonda olmak, lenfosit düzeyi 700/mL’nin, trombosit düzeyi 100.000/mL’nin üzerinde olmak kaydıyla yapılabileceğine dair çalışmalar vardır, ancak kemoterapiye en az 3 ay ara verilmesi ve aşıdan sonra 1 ay beklenilmesi gerekir. Steroid tedavisi 2 mg/kg veya yüksek uygulanıyorsa aşıdan önce en az 1 ay, daha düşük dozda uygulanıyorsa en az 2 hafta ara verilmesi, aşıdan sonra tedaviye de bu süreler kadar geç başlanılması uygun olur. Gebelere, jelatin ve neomisine karşı anafilaksi hikayesi olanlara yapılmamalıdır. Aşı yapılanların 6 hafta süre ile salisilat kullanmamaları önerilmektedir. </font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikyasam.net/su-cicegi-ve-zona-zoster.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Temas Dermatiti</title>
		<link>http://www.saglikyasam.net/temas-dermatiti.html</link>
		<comments>http://www.saglikyasam.net/temas-dermatiti.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Jun 2008 22:21:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cilt sağlığı ve estetik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikyasam.net/temas-dermatiti.html</guid>
		<description><![CDATA[Kontak dermatit, derinin bazı maddelerle teması sonucu oluşan bir reaksiyondur. Bu reaksiyonların % 80’ i tahrişe bağlı reaksiyonlar (örneğin: bulaşık yıkama sonucu oluşan el gibi), % 20’ si de alerjik reaksiyonlardır. Reaksiyon temastan hemen sonra olşumaz. Temas sonrası 1-3 gün sonra oluşan belirtiler genellikle 1 hafta veya daha sonra kaybolur. Deri kırmızı, kaşıntılı, iltihaplı ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><font size="2">Kontak dermatit, derinin bazı maddelerle teması sonucu oluşan bir reaksiyondur. Bu reaksiyonların % 80’ i tahrişe bağlı reaksiyonlar (örneğin: bulaşık yıkama sonucu oluşan el gibi), % 20’ si de alerjik reaksiyonlardır. Reaksiyon temastan hemen sonra olşumaz. Temas sonrası 1-3 gün sonra oluşan belirtiler genellikle 1 hafta veya daha sonra kaybolur. Deri kırmızı, kaşıntılı, iltihaplı ve kabarcıklı bir hal alır. Reaksiyon genellikle temas yerinde en ağırken derinin diğer bölgelerinde de olabilir.</p>
<p>Kimlerde Olur?</p>
<p>Genetik yatkınlığı olan kişilerde gelişmesi kolaydır. Zehirli duvar sarmaşığı ve meşe ile yoğun bir temas sonucu daha fazla oranda oluşurkun, kısa süreli temas sonucu da oluşabilir. Alerjik kontak dermatit erişkinlerde daha sıktır.</p>
<p>alkonder2.gif (41310 bytes)</p>
<p>En Sık Hangi Maddeler Alerjik Kontak Dermatite Neden Olur?</p>
<p>Zehirli duvar sarmaşığı ve zehirli meşe en çok sorumlu olan bitkilerdir. Zehirli sarmaşık yerde yetişebileceği gibi, asma ve ağaçlara da sarılarak büyüyebilir. Bu bitkilerdeki uruşiol denilen bir reçine reaksiyonlara neden olmaktadır. Bu madde el aleti ve bazı elbiselerin yapımında kullanılır.</p>
<p>Diğer bazı bitkiler, metaller, kozmetikler ve bazı ilaçlar da reaksiyonlardan sorumludur. Yaklaşık 3000 tane kimyasal madde alerjik dermatite yol açabilir. Bunları sürekli kullanan kişilerde günün birinde kontak dermatit oluşabilir.</p>
<p>Hangi Metaller Kontak Dermatite Neden Olur?</p>
<p>Nikel, krom, civa kontak dermatite en sık neden olan metallerdir. Nikel bir çok mücevher, kemer tokası ve kol saatinde bulunur. Ayrıca elbiselerdeki fermuar, çıt çıt, kancalarda ve gözlük çerçevelerinde de bulunur. Nikel ile birlikte krom kullanılması ile nikele reaksiyonu olan kişilerde krom kaplamalı maddelere de reaksiyonlar görülmeye başlanmıştır.</p>
<p>Kontakt lens solusyonlarında bulunan cıva da bazı duyarlı kişilerde problemlere yol açmaktadır. Cıvaya duyarlı olan kişiler kontak lens solusyonlarının üzerindeki etiketleri dikkatlice okumalıdırlar. Bununla birlikte bir çok kontak lens solusyonu cıva içermemektedir. Bu metallerden sakınmak en önemli tedavi yöntemidir. Nikel yerine paslanmaz çelik ve 14 ayar altın kullanılmalıdır. Bunlar çok az miktarda nikel içerirler (18 ayar altında çok çok az miktarda nikel vardır).</p>
<p>Kozmetikler Alerjik Deri Reaksiyonlarına Neden Olabilirler mi?</p>
<p>Saç boyalarından tırnak cilalarına kadar bir çok kozmetik alerjik kontak dermatite neden olabilir. Saç boyalarında bulunan parafenilendiamin en sık sorumlu etkendir. Elbiseler için kullanılan boyalar da neden olabilir. Parfümler, göz farları, tırnak cilaları, dudak boyaları ve güneş kremleri de aynı şeyi yapabilir.</p>
<p>Hipoalerjenik ürünleri kullanmak en akıllıca yolardan biridir. Bu ürünler alerjik reaksiyona neden olabilecek parfüm ve boya içermezler. Kolaylıkla bulunabilirler.</p>
<p>Hangi Tür İlaçlar Alerjik Kontak Dermatite Neden Olurlar?</p>
<p>Antibiyotikli kremlerde bulunan neomisindir en sık nedendir. Penisilin, sülfa ilaçları, lokal anestetikler ve ilaçlardaki koruyucular diğer sorumlu faktörlerdir. Sağlık çalışanları, özellikle hekimler ve diş hekimleri bu maddelerle sık temas nedeni ile en çok risk altında olan kişilerdir.</p>
<p>Alerji uzmanınız size ilaçlarla oluşan kontak dermatitin tedavisi hakkında önerilerde bulunabilir.</p>
<p>Alerjik Kontak Dermatitin Tedavisi Nedir?</p>
<p>Temas sonrası deri su ve sabunla ovulmalıdır.</p>
<p>Reçine içeren ürünler ve elbiseler tekrar kullanılmadan önce yıkanmalıdır.</p>
<p>Antihistaminikler kaşıntıyı engellemek için kullanılabilirler. Belirtiler enfekte olmadığı veya çok fazla kaşınmadığında alerjik kontak dermatit iz bırakmaz.</p>
<p>Kabarcıklar patlamamış iltihaplı bölgeye ıslak soğuk kompres (1 litre su, 50 mililitre sirke karıştırılarak hazırlanır) uygulayınız. Kalamin losyonu kaşıntıyı önlediği gibi kurumayı da sağlar.</p>
<p>En etkili tedavi kortizondur. Hafif derecedeki reaksiyonlarda düşük kortizon içerikli kremler kullanılabilir. Orta ağırlıkta reaksiyonlar varsa yüksek kuvvetteki kortizonlu kremler kullanılır. Çok ağır reaksiyonlar için kortizon hapları gerekebilir.</p>
<p>Alerji aşı tedavisi hala deney aşamasındadır.</p>
<p>En iyi tedavi sorumlu olan etkenden kaçınmaktır.<br />
Uzm.Dr.Cengiz Kırmaz tarafından hazırlanmıştır. </font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikyasam.net/temas-dermatiti.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Uçuk ve Aft</title>
		<link>http://www.saglikyasam.net/ucuk-ve-aft.html</link>
		<comments>http://www.saglikyasam.net/ucuk-ve-aft.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Jun 2008 22:21:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cilt sağlığı ve estetik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikyasam.net/ucuk-ve-aft.html</guid>
		<description><![CDATA[En sık rastlanan tekrarlayan ağız yaraları uçuk ve aft (aftöz ülser)’dır. Ağızda görüldüğünde birini diğerinden ayırmak güçtür. Bu iki lezyonun nedeni ve tedavileri tamamıyla farklı olduğundan ayırımı çok önemlidir.
Uçuk nedir?
Bunlar sıklıkla dudakta görülen içi sıvı dolu kabarcıklara verilen genel bir addır. Ağızda özellikle dişetinde, sert damakta da görülebilirse de nadirdir. Uçuk genellikle ağrılıdır ve ağrı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><font size="2">En sık rastlanan tekrarlayan ağız yaraları uçuk ve aft (aftöz ülser)’dır. Ağızda görüldüğünde birini diğerinden ayırmak güçtür. Bu iki lezyonun nedeni ve tedavileri tamamıyla farklı olduğundan ayırımı çok önemlidir.</p>
<p>Uçuk nedir?</p>
<p>Bunlar sıklıkla dudakta görülen içi sıvı dolu kabarcıklara verilen genel bir addır. Ağızda özellikle dişetinde, sert damakta da görülebilirse de nadirdir. Uçuk genellikle ağrılıdır ve ağrı lezyonun ortaya çıkışından birkaç gün önce ortaya çıkar. Bu kabarcıklar saatler içinde patlayarak kabuklanır. 7-10 gün sürer.</p>
<p>Nedenler:</p>
<p>Uçuk bir herpes simpleks virüsünün aktif duruma geçmesi ile meydana gelir. Bu virüs, daha önce bu enfeksiyonu geçiren hastalarda sessiz ve sinsi bir şekilde bekler ve stres, ateş, travma, hormonal değişiklikler ve güneş ışığına maruz kalma gibi durumlarda aktif hale geçer. Tekrarlayan lezyonlar aynı yerde yerleşme eğilimindedir.</p>
<p>Uçuk yayılabilir mi?</p>
<p>Evet. Uçuk patladıktan tamamen iyileşene kadar ki süre enfeksiyonun yayılımı için en riskli dönemidir. Virüs gözlerinize, cinsel organlara ve diğer insanlara da bulaşabilir.</p>
<p>Önleme Önerileri:</p>
<p>Bir lezyon görüldüğünde ağız içi, burun içi, cinsel bölge gibi mukoz zarlar enfeksiyona karşı korunmalıdır.<br />
Uçuğu sıkıştırıp patlatmayın. Birine dokunurken ya da göz veya cinsel bölgelerinize dokunmadan önce ellerinizi dikkatlice yıkayın. Tüm uyarılara rağmen herpes virüsün uçuk olmadan da ulaşabileceği unutulmamalıdır.<br />
Tedavi:</p>
<p>Günümüzde kesin tedavisi yoktur ancak bu konuda yoğun çalışmalar yapılmaktadır. % 5 asiklovirli merhem gibi bir antiviral ajan kullanılabilir. Doktor ya da diş hekiminizden son gelişmeler hakkında bilgi almak için irtibat kurun.</p>
<p>Aft nedir?</p>
<p>Aft dilde, yumuşak damakta, dudak ve yanakların iç kısımlarında görülen küçük, yüzeyel ülserlerdir. Oldukça ağrılıdırlar ve 5-10 gün sürerler.</p>
<p>Neden?</p>
<p>Nedenleri hakkındaki eldeki en iyi kanıtlar stres, travma, asitli yiyecekler (domates, turunçgiller, vs.) gibi lokal tahriş edici maddelere maruz kalma gibi durumlarda lokal bağışıklık cevabında değişiklikler meydana gelmesidir.</p>
<p>Aftöz ülser yayılabilir mi?</p>
<p>Hayır. Nedeni bakteri ya da bir virüs olmadığı için lokal yayılımı ya da bir başkasına bulaşması söz konusu değildir.</p>
<p>Tedavi</p>
<p>Tedavi direkt olarak az önce bahsedilen rahatsızlık verici durumların ortadan kaldırılması ve enfeksiyondan korunma ile olur.</p>
<p>Triamkinalon gibi haricen kullanılan bir kortikosteroid ilacı da yardımcı olur. Günümüzde kesin tedavisi bulunamamıştır.</p>
<p>Diğer yaralar:</p>
<p>İki haftadan uzun süren iyileşmeyen ağız yaralarında doktorunuza ya da diş hekiminize başvurmalısınız. </font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikyasam.net/ucuk-ve-aft.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Uyuz Hastalığı</title>
		<link>http://www.saglikyasam.net/uyuz-hastaligi.html</link>
		<comments>http://www.saglikyasam.net/uyuz-hastaligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Jun 2008 22:21:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cilt sağlığı ve estetik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikyasam.net/uyuz-hastaligi.html</guid>
		<description><![CDATA[Uyuz
En az 2500 yıldır insanlarda görülen bir akar hastalığıdır.Tüm dünyada heryıl 300 milyon uyuz tanısı konulmaktadır. Bu hastalık kişisel hijyene bağlı olmadan her yaş ve ırkta görülebilmektedir. Fakat iyi tanı ve tedavi yöntemleri geliştiğinden, uyuz kalıcı bir hastalık olmaktan çıkmıştır.
Scabies nasıl gelişir?
İnsan gözü tarafından nadiren görülebilen mikroskopik bir akar, hastalığa neden olur. Bu akar insan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1>Uyuz</h1>
<p>En az 2500 yıldır insanlarda görülen bir akar hastalığıdır.Tüm dünyada heryıl 300 milyon uyuz tanısı konulmaktadır. Bu hastalık kişisel hijyene bağlı olmadan her yaş ve ırkta görülebilmektedir. Fakat iyi tanı ve tedavi yöntemleri geliştiğinden, uyuz kalıcı bir hastalık olmaktan çıkmıştır.</p>
<p><strong>Scabies nasıl gelişir?</strong><br />
İnsan gözü tarafından nadiren görülebilen mikroskopik bir akar, hastalığa neden olur. Bu akar insan gözüyle zorlukla görülebilir. İnce 8 adet bacağı , yatsı bir gövdesi vardır ve deride bir tünel açar. Deriye girdikten bir kaç hafta sonra allerjik reaksiyon gelişir. Bunun sonucunda özellikle geceleri artan bir kaşıntı ortaya çıkar.</p>
<p>İnsan uyuzu kişiden kişiye sıkı temas ile bulaşır. Bulaştıran kişi arkadaş veya aile bireyleri olabilir. Hastalık daha çok düşük gelirli, kötü hijyene sahip ailelerde görülür. Kalabalık halde yaşanan kötü hijyene sahip bireylerde daha sık görülebilmesine rağmen herkes de görülebilir.</p>
<p>Dişi akar deride tünel kazarken, yumurtalarını bırakır ve alerjik reaksiyon oluşturan bir sıvı salgılar. Larva ve yavru akarlar deri yüzeyine doğru ilerler ve erişkin bir akar olmak üzere büyür. Eğer bir akar deriden kazınırsa yaklaşık olarak 24 saat yaşar. Hastalık bulaştıktan bir ay sonra uyuz olan kişide kaşıntı başlar.</p>
<p><strong>Hastalık nasıl tanınır?</strong><br />
En erken ve belirgin bulgu özellikle geceleri artan kaşıntıdır. Erken dönemde kırmızı kabarcıklar, kurdeşen benzeri döküntüler ve su kabarcıkları görülebilir. İlerlemiş olgularda deri kabuklu ve pulludur.</p>
<p>Uyuz derinin daha sıcak olduğu kıvrım bölgelerinde daha sık görülür. Parmak araları, el bileği ve dirsekler, kalçalar ve göbek bölgesi, göğüs bölgesi ve penis sık görüldüğü alanlardır. Ayrıca akarlar yüzük altında, bilezik ve saat altında ve tırnak altında bulunmaya eğilim gösterir. Çocuklarda hastalık tüm vücudu, el, ayak tabanlarını ve yüzü de tutma eğilimindedir.</p>
<p>Çocuklar gece boyunca kaşıntı yüzünden uyuyamadıklarından yorgundurlar. Kaşınan yerlerde ikincil olarak bakteriyel infeksiyon gelişebilir. Bir çok çocuk hasta uyuzu için değil, ikincil bakteriyel infeksiyonu için tedavi edilir. Bakterial infeksiyonun tedavi edilmesi biraz rahatlama sağlasa da uyuz tedavi edilmediğinden hastalık tekrar eder.</p>
<p><strong>Kabuklu Uyuz</strong><br />
Kabuklu uyuz hastalığın bulgularının oldukça şiddetli geçtiği bir uyuz şeklidir. El ve ayaklarda olmak üzere vücudun geniş alanları kabuklu ve pulludur. Bu kabukların altında binlerce akar ve yumurtası vardır. Deri kalınlaşmış olduğundan ve ilaçlar akarlara yeterli derecede etkili olamadıklarından tedavisi zordur. Bu tip uyuz yaşlı hastalarda, AIDS li hastalarda veya bağışıklık sistemi bozuk olan kişilerde görülür.</p>
<p><strong>Tanı</strong><br />
Dermatoloji Uzmanının yapacağı dikkatli bir muayene tanıyı koydururur. Bir çok hastalık spesifik bir test yapılmadan kolaylıkla tanınır. Bazı şüpheli olgularda şüpheli alana bir damla yağ damlatılır ve hafifçe alınan bir kazıntı mikroskopta incelenmek için cama yayılır. Tanı akarın veya yumurtalarının görülmesi ile konulur.</p>
<p><strong>Kimler daha fazla riske sahiptir?</strong><br />
Uyuz, bir birine yakın teması çok fazla olan çocuklu ailelerde, yatılı yerlerde kalan çocuklarda ve huzur evlerinde kalan yaşlılarda sık görülür. Ailesel uyuz durumlarında iki yaşın altındaki çocuklar ve sıkı teması bulunan aile bireyleri risk altındadır.</p>
<p><strong>Yaşlılarda</strong> - Huzur evinde yaşayan yaşlılarda görülen uyuz geç tanı konulması ve diğer hastalıklarla karışması açısndan büyük problem oluşturmaktadır. Bu gecikme nedeniyle hastalık diğer yaşlılara da bulaşmaktadır. Yaşlılar günlük aktivitelerinde yardıma muhtaç olduğundan hasta bakıcılar da hastalık açısında risk altında kalmaktadırlar.</p>
<p><strong>Uyuzun tedavisi</strong><br />
Uyuzun tedavisi kolay ve çabuktur. %5 permetrin içeren kremler gece yatmadan evvel tüm vücuda uygulanır ve sabah yıkanılır. Krem, kuru bir cilde tüm vücudu kaplayacak şekilde (el, parmak araları, ayak tabanı, kasık ve cinsel bölge, tırnakların altı, küçük çocuklarda yüzü de içerecek şekilde) sürülmeli ve 8-14 saat vücutta kalmalıdır.Bir hafta sonra özellikle küçük çocuklara hala bulgu varsaikinci bir tedavi yapılmalıdır. % 5 permetrinin tek bilinen yan etkisi özellikle şiddetli uyuz olgularında yanma ve batmadır. Bütün bulgular tedaviden 4 hafta sonra gerilemiş olmalıdır.</p>
<p>Diğer bir etkili bir tedavi yöntemi %1 lik lindan solüsyonunun kullanımıdır. Bir veya iki kere yapılan gece uygulaması oldukça etkilidir. Lindan solüsyonu sürüldükten 8-12 saat sonra yıkanmalıdır. Doktorunuzu tavsiye ettiği dozdan fazla uygulama yapılmamalı, ikinci bir uygulama yapılacaksa 7 gün ara verilmelidir. Lindan bebekler, küçük çocuklara, hamilelere ve emzirenlere, felçlilere ve nörolojik hastalığı olanlara uygulanmamalıdır.</p>
<p>Kükürtlü merhemlerde tedavi de kullanılabilir. Antihistaminikler kaşıntıyı baskılamak için kullanılırlar.</p>
<p>Tedavi yapılırken evde yaşayan tüm aile bireyleri de tedavi edilmelidir. Hastalık yaygın epidemi yaptığında risk altındaki tüm gruplar tedavi edilmelidir. Aile bireylerinin hepsi bir arada tedavi edilmeli, hatta yakın teması olan arkadaşlar, bakıcılar ve sınıfta yakın teması bulunan kişiler de tedavi edilmelidir. Kıyafetler ve yatak örtüleri yıkanmalıdır.</p>
<p><strong><br />
Uyuzun başarılı bir şekilde ortadan kalırılması için aşağıdakiler gereklidir:</strong></p>
<p>Tedaviye başlamak için bir an önde doktora başvurun.<br />
Uyuza yakalanma düşüncesi sizi rahatsız etmesine rağmen unutmayın ki uyuzun kişisel temizlikle ilgisi yoktur.<br />
Hastalığa sahip olan ve yakınında bulunan kişiler tedavi edilmelidir.<br />
Hastalığın kuluçka devresi 6-8 hafta olduğundan hastalığa ait bulgular hemen görülmez.<br />
Eğer herkes tedavi edilmezse hastalık kontrol altına alınamaz.<br />
İlacı boyundan ayak ucuna kadar her yere uygulayın.<br />
Uygulamadan sonra ellerinizi yıkarsanız, ellerinize yeniden ilaç sürmelisiniz.<br />
Bütün kişesel eşyalarınızı yıkayınız.<br />
Yıkamak istemediğiniz elbiseleri kurutma makinesinde 30 dakika kurutunuz veya kuru temizlemeye veriniz.<br />
Ev hayvanlarının tedavi edilmesine gerek yoktur.<br />
Kaşıntı hastalığın başarılı bir tedavisinden sonra bir iki hafta devam edebilir.<br />
Eşyaların bir plastik torbaya konulup iki hafta bekletil mesi ile akarlar beslenemedikleri için ölür.<br />
Yatak çarşafları ve kılıfları yıkanmalıdır.</p>
<p><strong>Ne yapılmamalıdır?</strong><br />
Uyuzu olan kişinin derisini deterjan ve sabunla sertçe oğuşturması hastalığın kötüleşmesine neden olabilir.<br />
Doktorunuz tarafından önerilmedikçe kortizonlu veya başka ilaçlar içeren kremler kullanılmamalıdır.<br />
Doktorunuz tarafından önerilmedikçe, tedavi iki kereden fazla tekrar edilmemelidir.</p>
<p><font size="2" face="Verdana">Dr. Şafak Güneş</font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikyasam.net/uyuz-hastaligi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>ÜRTİKER</title>
		<link>http://www.saglikyasam.net/urtiker.html</link>
		<comments>http://www.saglikyasam.net/urtiker.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Jun 2008 22:21:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Cilt sağlığı ve estetik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikyasam.net/urtiker.html</guid>
		<description><![CDATA[ÜRTİKER
Ürtiker, ilaçlara, yiyeceklere, infeksiyonlara ve daha pek çok uyarana bağlı olarak gelişebilen ve sık karşılaşılan bir hastalıktır. Halk arasında dabaz veya kurdeşen olarak bilinir. Toplumdaki kişilerin %20&#8217;sinin, yaşamları boyunca en az bir kez ürtiker atağı geçirdiği saptanmıştır. Altı haftadan kısa süren olgulara akut ürtiker, uzun sürenlere kronik ürtiker denir. Akut ürtiker gençlerde daha sık, her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><font size="2" face="Verdana">ÜRTİKER</font></strong></p>
<p>Ürtiker, ilaçlara, yiyeceklere, infeksiyonlara ve daha pek çok uyarana bağlı olarak gelişebilen ve sık karşılaşılan bir hastalıktır. Halk arasında dabaz veya kurdeşen olarak bilinir. Toplumdaki kişilerin %20&#8217;sinin, yaşamları boyunca en az bir kez ürtiker atağı geçirdiği saptanmıştır. Altı haftadan kısa süren olgulara akut ürtiker, uzun sürenlere kronik ürtiker denir. Akut ürtiker gençlerde daha sık, her iki cinste eşit olarak görülür; kronik ürtiker kadınlarda ve orta yaşta daha sıktır.</p>
<p align="left"><strong>Etyoloji:</strong><br />
Ürtikerin başlıca nedenleri, ilaçlar (penisilin, aspirin, vb), yiyecekler (kuru yemişler, yumurta, balık, deniz kabukluları, çikolata, inek sütü, turuçgiller, erik, elma, çilek, domates, havuç, fasulye, mantar, et, mayalı besinler, baharatlar, kızartmalar, turşu, vb) ve hazır yiyeceklerde bulunan katkı maddeleri (koruyucular, boyalar, vb.), inhalanlar (ev tozları, polenler, küfler, hayvan tüyleri-epitelleri vb.), fokal infeksiyonlar (tonsillit, farenjit, diş absesi, otit, kolesistit, piyelonefrit, vajinit vb.), parazitozlar (özellikle barsak parazitleri), böcek ısırmaları (özellikle arı sokması), tiroid hastalıkları (özellikle otoimmün olanlar), kollajenozlar (SLE, dermatomiyozit vb.), maligniteler ve fizik etkenler (dermografizm, basınç, sıcak, soğuk, kolinerjik, güneş)&#8217;tir. Stres hem bir asıl neden hem de bir kolaylaştıcı faktör olarak rol oynayabilir. Bu nedenler, hem akut hem de kronik olgular için geçerlidir. Öte yandan, akut olgulara en sık ilaçlar, yiyecekler ve akut üst solunum yolu infeksiyonları neden olur. Kronik ürtiker olgularının çoğunda etyolojik faktör saptanamaz.<br />
 </p>
<p align="left"><strong>Patogenez:</strong><br />
Ürtiker vazodilatasyon ve küçük damarlardan olan transüdasyon sonucu ortaya çıkar. Yukarıda sayılan nedenler, immünolojik veya non-immünolojik mekanizmalar ile ürtikere yol açar. Her iki mekanizma da mast hücreleri ve bazofillerden mediatörlerin salınımına yol açar. Ürtikerde en sık görülen immünolojik mekanizma, IgE&#8217;ye bağlı olan Tip I aşırı duyarlık reaksiyonudur. İlaç ve besinlere bağlı ürtikerlerin çoğu bu yolla ortaya çıkar. Non-immünolojik mekanizmaya örnek olarak fizik ajanların neden olduğu ürtikerler gösterilebilir; bazı ilaçlar ve besinler de bu mekanizma ile ürtikere yol açabilir.</p>
<p><strong>Klinik:</strong><br />
Ürtiker, kısa zamanda kaybolan, kaşıntılı, hafifçe eritemli, ödemli papüllerle karakterlidir (4-K: Kısa zamanda kaybolma, Kaşıntı, Kızartı, Kabartı). Ürtiker papülü başlangıçta kırmızıdır, sonra ortası, ödemden dolayı, solar; deriden kabarık ve üstü düzdür. Papül, deri gerildiğinde daha belirgin hale geçer ve deri iki parmak arasına sıkıştırıldığında portakal kabuğu görünümü; ortadaki solukluk daha da belirginleşir. Papüllerin kenarları keskindir, şekilleri değişiktir, büyüklükleri 2-3 mm-30 cm çapında olabilir. Ürtikerde tek bir lezyon kısa sürede, çoğu defa bir kaç saat içinde kaybolur, ancak yeni lezyon çıkışı devam eder. Lezyonların biri batar, biri çıkar, fakat iyileşen bir bölgede en az 3-6 gün yeni papül çıkmaz. Ürtiker subkutan dokuyu da etkileyebilir, bu durumda anjioödem ortaya çıkar, göz kapakları ve dudaklar balon gibi şişer. Anjioödem mukozaları da etkileyebilir, dil şişebilir, nadiren de olsa larinks ödemi sonucu asfiksi gelişebilir. Anjioödemde lezyonların kaybolması 24 saaten uzun sürebilir.<br />
Ürtiker papülleri vücudun her yerine lokalize olabilir, fakat daha çok gövdeye yerleşir.<br />
Kaşıntı hemen daima vardır, lezyonlar yüzeyel olduğunda çok şiddetli, derin olduğunda minimaldir.<br />
Ürtikere gözlerde sulanma, hapşırma, nefes darlığı, karın ağrısı, bulantı, kusma ve ishal gibi semptomlar eşlik edebilir. Bu semptomlar, şiddetin yanı sıra allerjenin giriş yolunu gösterir. Göz, burun ve akciğer semptomları varsa, allerjen solunum yolu ile girmiştir, inhalandır. Gastrointestinal sistem semptomları varsa, sindirim yolu ile girmiştir, yiyecek veya ilaçtır.<br />
Künt bir cisim ile çizilme, basınç, soğuk, sıcak, güneş ışınları, egzersiz ve titreşim gibi fiziksel etkenler de ürtiker yapabilir. Böyle olgulara &#8220;fiziksel ürtiker&#8221; denir. Dermografizm, künt bir cisim ile çizilme sonucu kolaylıkla lineer ürtikeryal plakların gelişmesidir. &#8220;Kolinerjik ürtiker&#8221;, terlemeyi uyaran etkenler (sıcak, egzersiz, emosyonel stress vb.) sonucu toplu iğne başı veya mercimek büyüklüğünde ürtikeryal papüllerin gelişmesidir.<br />
Çoğu kişi, ısırgan otunun (deriye değinmesi sonucu gelip geçici, kaşıntılı kızartı ve kabartıların oluşacağını bilir. Ürtiker adı da bu bitkinin latince adından gelir: &#8220;Urtica&#8221;. Bir maddenin değinmesi sonucu gelişen ürtikere &#8220;kontakt ürtiker&#8221; denir. Günümüzde tıbbi eldivenlerde ve kondomlarda bulunan latekse karşı gelişen kontak ürtiker, hatta anafilaksi olguları önemli bir sorundur. Bugün, suyun bile sıcaklıktan bağımsız olarak kontakt ürtiker (akuajenik ürtiker) yapabileceğini bilinmektedir.<br />
 </p>
<p align="left"><strong>Tanı:</strong><br />
Ürtiker tanısı, klinik olarak tek bir lezyonun 4-K özelliğine göre konur. Lezyonlar, ağırlıklı olarak belirli vücut bölgelerini etkiliyorsa, fiziksel ürtiker akla getirilmelidir: Sütyen altı, kemer altı, avuç içleri ve ayak tabanları tutulmuşsa basınç ürtikeri; yüz, eller ve ayaklar tutulmuşsa soğuk ürtikeri; yüz, boyun, göğüs V&#8217;si, el sırtları, ön kollar ve kadınlarda bacaklar tutulmuşsa güneş ışınları sorumlu olabilir.<br />
Kronik ürtikerli olgularda, ürtikerin nedenlerine yönelik ayrıntılı bir öykü alınmalı ve sistemik bir fizik muayene yapılmalıdır. Eritrosit sedimentasyon hızı, tam kan sayımı, tam idrar tahlili ve dışkıda parazit aranması dışındaki laboratuvar incelemeleri rutin olarak istenmemeli, klinik bulgulara göre istenmelidir.<br />
 </p>
<p align="left"><strong>Ayırıcı tanı:</strong><br />
Ürtiker, kolay kolay başka bir hastalık ile karışmaz. Bununla birlikte, ürtikeryal vaskülitten ayırt edilmelidir. Ürtikeryal vaskülitte purpura vardır, lezyonlar bir günden uzun sürer ve pigmentasyon bırakır. Pigmentasyon, eritrositlerin yıkımı sonucu oluşan hemosiderine bağlıdır. Uyuz ve atopik dermatit gibi diğer kaşıntılı hastalıklarda görülen ekskoriasyonlar, bu hastalıkların ürtikerden ayırt edilmesinde önemli bir bulgudur.<br />
 </p>
<p align="left"><strong>Tedavi:</strong><br />
Akut ürtikerli olgularda ilaç yasağı ve sıkı perhiz (3-5 gün boyunca yalnızca haşlanmış, yağsız, salçasız, baharatsız kuzu eti, tavuk eti, patates, pirinç, havuç) uygulanmalıdır. İnfeksiyon odağı saptanırsa tedavi edilmelidir.<br />
İlaç olarak, ilk üç gün metil prednizolon (60 mg IM, çocuklarda 1 mg/kg), daha sonra oral H1 antihistaminik kullanılabilir. Gerekirse parenteral antihistaminikler ile tedavi desteklenebilir.<br />
Özellikle anjioödemli olgularda adrenalinin, 1/1000&#8242;lik solüsyonundan erişkinlerde 0.3-0.5 mg/total SC, çocuklarda 0.01 mg/kg SC kullanılmalıdır. Ülkemizde 1/1000&#8242;lik adrenalin solüsyonu, 0.25 mg adrenalin içeren 1/4&#8242;lük ampuller, 0.5 mg adrenalin içeren 1/2&#8242;lik ampuller, 1 mg adrenalin içeren 1/1&#8242;lik ampuller halinde bulunmaktadır, her üçünün de hacmi 1 ml&#8217;dir. Basitçe, erişkin bir hastaya örneğin, 1/2&#8242;lik ampulün yarısı veya tamamı yapılmalıdır, çok şiddetli olgularda, 15-30 dk sonra tekrarlanabilir.<br />
Kronik ürtikerin semptomatik tedavisinde temel ilaç oral antihistaminiklerdir. İlk seçenek olarak non-sedatif ve uzun etkili olanlar tercih edilmelidir. Hasta stresli ise ya da ürtiker nedeni ile uykusuzluk çekiyorsa, sedatif bir preparat; lezyonlar gün içinde sık sık yineliyorsa, kısa etkili bir preparat tedaviye eklenebilir.</p>
<p align="left"><font size="2" face="Verdana">Prof. Dr. Süleyman Pişkin</font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikyasam.net/urtiker.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
