Kategori 'Kanser'
Kanser tanısı kesinleştirildikten ve gerekli tüm diğer araştırmalar tamamlandıktan sonra doktor hastaya bir sonraki adım konusunda önerilerde bulunur. Genellikle bu görüşmede kanser tedavileri öncelikli yer tutsa da, sağlık bakımına yönelik genel planlamada fiziksel belirtilerin, psikolojik olarak sağlıklı olmanın, aile ve diğer sosyal koşulların da dikkate alınması önem taşır.
Kanserde üç ana tedavi türü vardır: ameliyat, radyoterapi ve ilaçlar. Genel olarak kanseri iyileştirmek açısından tek başına en etkili tedavi ameliyat olsa da, farklı kanser türlerinde çok farklı tedaviler uygulanabilir. Hem radyoterapi hem de kemoterapi (ilaç tedavisi) çevredeki normal dokulara hasar vermeden, kanser hücrelerini parçalayabilmektedir. Ancak bazı kanserler radyoterapiye ya da ilaçlara iyi yanıt vermez ve en iyi tedavi ameliyattır. Bazı kanserle rin ise ameliyatla çıkartılması güç ya da imkânsız olabilir ve bu kanserler başka tedavilere daha iyi yanıt verebilir.
Kanser ameliyatla tedavi edilebiliyorsa, genellikle başka bir tedavi seçeneğini düşünmeye değmez. Ancak bazı kanser türlerinde (örn. baş ve boyun bölgesinde ya da serviksteki kanserlerde) radyoterapi eşit ölçüde ve hatta daha da etkili olabilir. Böyle durumlarda şekil bozukluğuna yol açmadığı, konuşma ya da yutkunma gibi önemli fonksiyonları etkilemediği veya yalnızca daha basit olduğu için radyoterapi en iyi seçenek olabilir.
Pek çok hastada tedavilerin birlikte kullanılması (kombinasyon tedavisi) tamamen iyileşme şansı verir. Bazı hastaların özellikle ameliyat ve yoğun ilaç tedavisi için hastaneye yatırılması gerekebilir. Ancak pek çok hasta ayakta tedavi edilebilmektedir. Hastalar uygulanacak tedavi leri ve neden o tedavilerin önerildiğini bilmek ve anlamak ister.
TEDAVİNİN AMACI
Mümkün olan her durumda tedavinin amacı kanseri tamamen ortadan kaldırmaktır ve bu şimdi giderek daha çok sayıda kişi için gerçekçi bir beklentidir. Bunun bir nedeni kansere görece erken evrelerde tanı konulması, bir nedeni de tedavilerdeki gelişmelerdir. Kanser çıkış bölgesiyle sınırlı kaldıysa, sonuç genellikle mükemmeldir.
Ne var ki, bazı kanserlerin ilk saptandıkları sırada zaten geniş ölçüde yayılmış olduğu açıkça görülürken, yalnızca bir bölgeyi etkilemiş gibi duran bazıları, aslında saptanamayan mikroskobik metastazlar oluşturarak yayılmıştır. Genellikle bu kanserlerde sonuç daha olumsuz olsa da, sayısı giderek artan bir azınlıkta iyileşme olasılığı vardır. Bunlar arasında Hodgkin hastalığı ve testis tümörleri gibi ilaç tedavisine çok iyi yanıt veren kanser tipleri ve başka kanserlerden mikroskobik olarak yayılan ve sıklıkla ilaç tedavilerine karşı duyarlı olan meme kanseri gibi kanser tipleri bulunur.
Tamamen iyileştirmeyi hedefleyen tedavilere genellikle “radikal” adı verilir. Belirtilerin giderilmesini ya da yaşamın uzatılmasını hedefleyen tedaviler ise “palyatif (hafifletici) olarak tanımlanabilir. Kanser tedavileri genellikle mükemmel hafif leme sağlar. Bu şekilde kullanıldıklarında genellikle radikal tedavilere göre daha düşük yoğunlukta uygulanır ve bu nedenle hastalar tarafından çok daha iyi tolere edilirler.
Tamamen iyileşme hedeflendiğinde, ciddi yan etki riski göze alınabilir. Ancak tamamen iyileşme olasılığı yoksa ve yan etkilerin hastalığa bağlı belirtiler kadar rahatsız edici olması çok mümkünse, güçlü tedavi uygulamanın pek anlamı yoktur. İşte bu nedenle tedavinin amacı daha başlangıçta açıkça ortaya konulmalıdır. Öte yandan bir tedavinin palyatif olması, kansere karşı güçlü etkide bulunmayacağını göstermez. Gerçekten de, palyatif tedaviler kanserin küçülmesini ve kontrol edilmesini sağlayarak, bazı hastaların yıllar boyunca normal bir yaşam sürmesine olanak tanır.
Kanserde tedavi seçenekleri değerlendirilirken ya da tedavi uygulanırken, belirtilerin de dikkate alınması önem taşır. Tedavi bazı belirtiler üzerinde yeterince etki göstermeyebilir ya da yavaş etkide bulunabilir. Neyse ki, kanser tedavisine ek olarak ve kimi zaman da kanser tedavisi yerine kullanılabilecek ve belirtileri iyileştirmeyi sağlayan başka pek çok yöntem vardır. Genellikle oldukça basit yöntemlerle başarı sağlanabilse de, bazı hastaların daha fazla yardım ve desteğe gereksinimi olur. Hastanın aile doktoru, hastanede kanser tedavisinden sorumlu doktorlar ve hemşireler gereksinim duyulan desteği verebilecek kişilerdir, ancak bazı hastalarda belirtilerin daha uzmanlık gerektiren yöntemlerle giderilmesi gerekir.
Palyatif tıp alanında uzmanlaşan doktor ve hemşirelerin sayısı giderek artmakta ve bu sağlık görevlileri evlerde, hastanelerde ya da bakımevlerinde hizmet vermektedir . Son yıllarda palyatif tıpta ve bakımevi benzeri kurumlardaki hizmetlerde yaşanan önemli gelişmeler, özellikle ileri evrede ya da tedavi edilmesi mümkün olmayan kanser vakalarında yaşam kalitesinin büyük ölçüde artmasını sağlamıştır. Ancak palyatif bakımın, bazı tedavi edilebilir kanser vakalarında da yararlı olabileceği unutulmamalıdır: rahatsızlık verici inatçı belirtileri olan tüm hastalar, bu belirtilerin nedeni ne olursa olsun, palyatif bakım olanağından yararlanabilmelidir.
Doğru Tedavinin Seçilmesi
Tedavinizi planlar ve tartışırken doktorunuz bunun sizin gereksinimlerinize en uygun tedavi olduğundan emin olmak ister. Kanserlerin mikroskop altındaki görünümleri, boyutları, yaygınlık dereceleri ve davranışları arasında çok büyük farklılıklar vardır. Ancak kanser tedavisinde yalnızca kanserin değil, hastanın da dikkate alınması gerekir. Kanserli hastaların hiçbiri fiziksel ya da psikolojik açıdan birbirinin aynı değildir. Hastanın özel sosyal koşulları da önemli olabilir. Tedavi konusunda karar vermeden önce pek çok konunun dikkate alınması gerekir.
Yine de pek çok hasta, tedavinin oldukça tek tip olduğu belli sınıflara ayrılabilir. Son yıllarda tedavilerin daha çok standartlaştırılması hoşnutlukla karşılanmaktadır. Böylelikle hastalara, belli kanser tiplerinde uzman olanların görüş birliğiyle uygun kabul ettikleri tedavilerin verilmesi güvence altına alınmış olur. Uzmanlar sık sık bir araya gelip son araştırma bulgularını tartışarak “fikir birliği geliştirme toplantıları” düzenlemektedir. Bunun sonucunda, belirli kanser tipleri için en iyi tedavi yaklaşımlarını tanımlamaya çalışan kılavuzlar yayınlanmaktadır; bu kılavuzlar, sağlık bakım kalitesinde istenmeyen farklılıkların ortadan kaldırılmasında önemli rol oynamaktadır.
Tüm kanser tedavilerinde yan etkiler vardır. Küçük ameliyatların, düşük dozlu radyoterapilerin ve herhangi bir ciddi rahatsızlığa yol açmayan bazı ilaçların yan etkileri azdır. Radyoterapi ya da kemoterapi kürleri sırasında işe devam edebilir ve normal ya da normale yakın bir yaşam sürdürebilirsiniz. Yelpazenin öbür ucunda ise büyük ameliyatlar, son derece yoğun radyoterapi veya ilaç tedavileri vardır ve bunlar kişilerin hastalanmasına yol açabilir, hatta küçük de olsa bir ölüm riski taşıyabilir.
Size önerilen tedavi büyük ölçüde kanserinizin özelliklerine, konumuna ve yaygınlığına bağlı olsa da, tek tek hastalarda tedavinin yaratacağı risk ve potansiyel yararların dikkatle değerlendirilmesi önem taşır. Başka açılardan sağlıklıysanız ve kendinizi güçlü hissediyorsanız iyileşme şansını artıran, ancak rahatsız edici yan etkileri olan bir tedaviyi kabul edebilirsiniz. Gerçekten de, son derece ciddi tümörleri bulunan hastaların büyük bir kısmı, yalnızca küçük bir iyileşme şansı yakalamak ya da iyileşme şansını biraz artırmak için, hiç hoş olmayan tedavilere katlanmaya hazırdır. Ancak gerçekçi açıdan bakıldığında iyileşme şansı olmayan bazı kanserlerde, palyatif tedavinin olası avantaj ve dezavantajlarının dikkate alınması gerekecektir. Yaşınız ve genel sağlık durumunuz önemli etmenler olabilir; başka açılardan sağlıklı olan bir hastanın, görece sağlıksız bir hastayla karşılaştırıldığında tedaviyle baş edebilme olasılığı daha yüksektir.
Şaşırtıcı gibi de görünse, bazı hastalarda en iyi seçenek özel olarak onlarda bulunan kanser tipini hedefleyen bir tedavi uygulamamaktır. Kimi zaman bu seçim var olan tedavilerin bazı kanserlerde etkili olmaması ya da yarardan çok zarar verecek olmasına dayanır. Başka durumlarda ise, yıllarca çok az büyüyen ya da hiç büyümeyen ve yaşam kalitesi ve süresi üzerinde hemen hiç etkide bulunmayan bir kanser bulunduğundan tedavi uygulanmaz.
TEDAVİLERİN BİRLİKTE KULLANILMASI (KOMBİNE EDİLMESİ)
Son yıllarda kanserde daha iyi sonuçlar alınmasının bir nedeni de farklı tedavi türlerinin dikkatli bir biçimde birlikte kullanılmasıdır. Özellikle, ameliyatla tamamen çıkartılmayan mikroskobik kanser kalıntılarının yok edilmesi amacıyla, ameliyata ek olarak ilaç tedavisi ve radyoterapi daha sık kullanılmaktadır. Ameliyatın kanseri tamamen temizlemeyi başaramaması, ameliyat bölgesinde kanser hücreleri kalmasından ya da metastazlardan kaynaklanır. Geri kalan kanser yalnızca mikroskobik boyut-lardaysa, radyoterapi ya da ilaçlarla veya her ikisiyle birlikte tamamen ortadan kaldırılması olasılığı oldukça yüksektir. Bölgesel bir tedavi olan radyoterapinin etkisi de bölgeseldir; buna karşın, ilaçlar tüm vücudumuzda etki gösterir. Esas tedavi türünün radyoterapi olduğu bazı kanserlerde, sıklıkla aynı anda uygulanan ilaç tedavisi de yarar sağlar.
Radyoterapi ya da kemoterapinin bu biçimde uygulanmasına “adjuvan” (yardımcı) tedavi adı verilmektedir. Kimi zaman bu tedavi ameliyattan önce uygulanır ve bazen amaç ameliyatı mümkün kılmak ya da kolaylaştırmaktır. Örneğin oldukça büyük boyutlu meme tümörü olan kadınlarda cerrahın tüm memeyi almasına gerek kalmaması için, ameliyat öncesinde tümörü yeterince küçülten ilaçlar verilebilir. Benzer şekilde ameliyat öncesinde bir kür radyoterapi, normal koşullarda ameliyata uygun olmayan büyük bir rektum kanserinin çıkartılması olanağı sağlar.
Kanser Hizmetlerinin Düzenlenmesi
Özellikle ameliyat ya da kemoterapi uygulanacaksa, tedavi, bölgedeki bir hastanenin kanser biriminde gerçekleştirilebilir. Ancak radyoterapi, daha uzmanlık gerektiren bir ameliyat ya da yoğun kemoterapi uygulanacaksa bu girişimleri uygulayabilecek üniversite hastaneleri ile kanser merkezlerine gitmek gerekir.
Modern radyoterapi için son derece pahalı aygıtlar kullanılmakta ve özel eğitimli personel görev yapmaktadır; bu nedenle kanser merkezlerinin büyük kasaba ya da kentlerde toplanması mantıklıdır. Bazı ameliyatlar ve ilaç tedavileri için de aynı ölçüde özel tekniklere ve deneyime gereksinim vardır. Bu nedenle tedavi için uzak mesafeler katetmek zorunda kalabilirsiniz, ama yine de buna değer. Hastalığınız konusunda uzman birilerinin bakımınızı üstlendiğini bilmek (özellikle de sizde az rastlanan türde bir kanser varsa) güven vericidir.
Gözetim altında ya da belirli kanserlerin tedavisinde uzmanlaşmış doktorlar tarafından uygulanan tedavilerin daha başarılı olabileceğini düşündüren oldukça sağlam kanıtlar vardır. Günümüzde kanserler için uygulanan ameliyatların çoğu, bu alanda uzmanlaşmış cerrahlar tarafından yapılmaktadır. Aynı durum kanser hastalarının tedavisinde yer alan ve cerrah olmayan doktorlar ve diğer personel için de geçerlidir.
Hastanedeki uzmanlar
Cerrahların dışında, genellikle aşağıdaki uzman doktorlar da kanserli hastaların tedavisinde görev alır.
•Onkologlar: Kanserde radyoterapi ya da ilaç tedavisi konusunda uzmanlaşmış olan doktorlardır. Klinik onkologlar hem radyoterapi hem de ilaç tedavileri konusunda uzmanlaşırken, medikal onkologlar yalnızca ilaç tedavisi konusunda uzmandır.
•Hematologlar: Kan hastalıkları konusunda uzman olan ve lösemi, olasılıkla da lenfoma ya da miyelom tedavisini üstlenirler.
•Palyatif bakım uzmanı: Özellikle daha ileri evredeki kanserlerden kaynaklanan belirtilerin kontrol altında tutulması konusunda uzmanlaşmış doktordur.
Genellikle en iyi tedaviye karar vermek için iki ya da daha fazla uzman birlikte çalışır. Uzmanların her hastayı ayrı ayrı tartışmak için düzenli toplantılar yapmaları artık gündelik bir uygulamadır. Bu “multidisipliner” yaklaşım genellikle farklı uzmanlık dallarından doktorları ve başta uzman hemşireler olmak üzere diğer sağlık görevlilerini de içerir; böylelikle hastaların genel bakım standardının yüksek olması güvence altına alınır. İdeal koşullarda, kanser nedeniyle ameliyat edilecek çoğu hastada bir onkologdan görüş alınmalıdır. Size önerilmediyse bile, böyle bir talepte bulunabilrsiniz.
Genellikle kanserli hastaların tedavisini yukarıda tanımlanan uzmanlardan bir ya da daha fazlası üstlense de, başka uzmanlar da tedavide rol alır.
Patologlar: Dokuları mikroskop altında inceleyerek, kanser tanısını doğrulayan ve sınıflandıran doktorlardır.
•Radyologlar: Röntgenleri ve tarama görüntülemelerini yaptırır ve yorumlar. Kimi zaman, röntgen ya da tarama görüntülemesi sırasında yapılması gereken bazı özel cerrahi biyopsileri ya da tedavileri uygulayabilir.
Yardımcı görevliler
•Radyoterapi teknisyenleri: Bu
teknisyenler onkologların uygulanmasını istedikleri radyoterapiyi verme konusunda özel eğitim almışlar dır. Onkoloji alanında geniş bir eğitim görürler ve sıklıkla bazı destekleyici bakım hizmetleri de sunarlar veya düzenlerler.
Bunun dışında tedaviden sonra rehabilitasyon aşamasında fizyoterapist, meslek terapisti ve diyetisyen gibi başka sağlık çalışanlarıyla da bağlantınız olabilir. Hastanelerdeki tıbbi sosyal yardım görevlileri maddi olanaksızlık durumunda neler yapabileceğiniz ve nereye başvurabileceğiniz konusunda size yardımcı olacaktır.
Doktorlarla Iletîşîm
Durumunuzu görüşmek üzere bir doktora gitmek zorunda kaldığınızda gergin ve kendinize güvensiz olabilirsiniz; ancak dinlemeniz kadar konuşmanız da önemlidir. Ne yazık ki iş yükü nedeniyle uzmanlar hastalarına istedikleri kadar zaman ayıramıyor, bu nedenle elinizdeki zamanı en iyi biçimde kullanmanız gerekir.
Uzmanınız genellikle o anki belirtiler, genel sağlık durumunuz, geçmişteki tıbbi öykünüz ve kanser veya tedavisiyle ilgili özel kaygılarınız konusunda bilgi edinmek isteyecektir. Hastalığınızla ilgili psikolojik ve sosyal kaygılarınızı da dile getirmelisiniz. Uzmanın sizinle ilgili güncel bilgilere sahip olabilmesi için, aldığınız ilaçların paketlerini ya da şişelerini yanınızda getirmeniz iyi olur.
Daha önce açıklandığı gibi, tedavize ilişkin kararlar size özgü olacak ve doktorunuz belirli bir öneride bulunmadan önce duygularınızı öğrenmek isteyecektir. İlk ya da başlangıçtaki görüşmeler büyük önem taşır, çünkü bu görüşmelerde testler ve sonuçları, tanı ve tedavi tartışılır. Bu aşamada aklınıza gelen her soruyu sormalı ve tüm kaygılarınızı açıklamalısınız. Sormak istediğiniz soruları unutmamanız için önceden bir kâğıda da yazabilirsiniz. Doktorunuzun söylediklerini anlamadığınızda, açıklama istemekten çekinmeyin.
Hastaların ne kadarını bilmek istedikleri ve karar verme sürecine ne ölçüde katılmak istedikleri noktasında farklılıklar vardır. Bir hasta herhangi bir ayrıntılı soru sormaksızın açıklamaları ve tedavi konusundaki önerileri güvenle kabul ederken, bir diğeri daha katılımcı olmak ister. Doktorunuz önerilen tedaviyi, başarı olasılığını, olası yan etkileri ile iş ve yaşamınız üzerinde beklenen etkileri size açıklamaktan mutluluk duyacaktır.
Bazıları uzun vadede sonucun ne olacağını o sırada öğrenmemeyi tercih ederken, bazıları daha baştan ayrıntılı istatistiksel bilgiler ister. Her hasta farklıdır. Doktorlar bunu bilir ve çoğu, kişisel gereksinimlerinize göre davranmaya çalışır; ama bilmek istediğiniz şeyleri ve bazen de bilmek istemediklerinizi açıkça ortaya koymadığınız sürece bunu yapamazlar.
Görüşme sırasında bir uzman doktorun söylediği her şeyi aklınızda tutamayabilirsiniz. Bu nedenle yanınızda bir yakınınızı bulundurmanız yararlı olabilir; iki hafıza, birden iyidir. Önemli soru ya da kaygıları daha görüşmenin başında dile getirmeniz iyi olur. Bazı hastalar kısa notlar alma yoluna da gidebilir. Bazı hastalar ise konuşmayı kaydetmek ister; ancak bazı doktorlar bunu doğal iletişimi bozan bir etmen olarak algıladıklarından, kayıt için önceden izin almalısınız.
Tedavinin seyrine ilişkin raporların anlaşılmasıTedavinizin gidişini öğrenmek için doktorunuzla görüşüyorsanız, durumu tanımlamakta sıkça kullanılan bazı sözcükleri bilmenizde yarar vardır.
•Yanıt: “Yanıt” terimi tedavi sırasında ya da sonrasında kanserin küçülmesini tanımlamak için kullanılır. Bu tanımı kullanabilmek için genellikle kanserde belirgin küçülme olması gerekir. Vücutta hiç kanser belirtisi kalmadıysa buna tam yanıt adı verilir; yanıt kısmi de olabilir.
•Remisyon (gerileme): “Remis-yon” tanımı kanserin büyük oranda azaldığı, aktif görünmediği, ancak tamamen de yok olmadığı durumlarda kullanılır. Remisyon genellikle tedavinin sonucu olsa da, bazı kanserler kimi zaman kendiliklerinden gerileyebilir.
Yineleme ya da nüks (rekürans, rölaps): Daha önce başarılı biçimde kontrol altına alınmış kanserin yeniden ortaya çıkmasını tanımlayan terimlerdir. Yineleme ilk tümör bölgesinde olmuşsa “yerel” (lokal), metastazlara bağlı ise “uzak” olarak tanımlanır. Nükslerden sonra, özellikle iyileşme şansının hâlâ sürdüğü düşünülen durumlarda kansere karşı yeniden tedavi uygulanması sıklıkla önerilir, ancak kimi zaman bu yaklaşım hasta için en iyisi değildir. Bu konudaki karar büyük ölçüde hastanın özgül koşullarına bağlıdır.
İkinci görüş
Her zaman başka bir uzmandan ikinci görüş alma hakkına sahipsiniz. Kanserli hastaların tedavisiyle ilgilenen uzmanlar, hastanın ikinci bir görüşe niçin gerek duyabileceğini çok iyi anlar ve bu konuda sizi teşvik edebilir. Bazen, özellikle karmaşık ya da güç vakalarda, uzmanın kendisi ikinci bir görüş alınmasını önerebilir.
Özellikle acil tedaviye gerek olan durumlarda, ikinci görüşün kısa sürede bildirilmesi önemlidir. İkinci görüşün uygun deneyim ve uzmanlığa sahip olan ve hasta hakkında gerekli tüm bilgilerin iletildiği birisinden alınması da önemlidir. Ancak ikinci görüşün birincisinden farklı olması, ikincinin daha iyi olduğu anlamına gelmez.
Tedavi için onay
Birçok kanser tedavisi türünden önce genellikle hastadan bir onay belgesi imzalaması istenir. Bu onay, size tedavinin olası riskleri konusunda gerekli tüm bilgilerin sözlü ya da yazılı olarak verilmesini de zorunlu kılar. Onay belgelerinin bir amacı hastaların riskleri bilmeden tedaviye başlamasına engel olmak, diğeri de uygun tedaviye rağmen yolunda gitmeyen şeyler olduğunda, hastaneyi dava edilmekten korumaktır. Hastalar, tüm tıbbi tedavilerin bazı kişilerde yan etkilere yol açabileceğini akılda tutmalıdır. Ciddi yan etki oluşma olasılığının genellikle çok düşük olduğunu anlamadan, elinize olası yan etkilerle ilgili bir liste verildiğinde kaygılanabilirsiniz. Ne var ki, bazı kanser tedavileri diğerlerinden çok daha güçlüdür ve zarara yol açma olasılıkları daha yüksektir. Bu nedenle bazı hastalarda doktorlarının yardım ve önerileriyle, tedavinin görece yarar ve risklerinin (risk:yarar oranı) tartışılması iyi olur.
Kanser tedavilerinin büyük bölümünde bu oran hasta lehinedir; yine de belli koşullarda yarardan çok zarar verme olasılığı daha yüksek olan bazı tedaviler bulunduğu da kuşkusuzdur. Herhangi bir tedavi için evet demeden önce, olası risk ve yararlar konusunda olabildiğince gerçekçi bilgiler edinmiş olmanız büyük önem taşır.
06.12.2007
Kanserlerin büyük bölümü ortaya koydukları belirtiler ya da hastanın (veya doktorunun) bir kütle veya anormal görünümlü bir oluşum saptamasıyla fark edilir. Az, ancak giderek artan sayıda kanser, herhangi bir anormallik olduğunu fark etmeyen, görünürde sağlıklı kişilerde yapılan testlerle belirlenir. Bu testlere tarama testi adı verilir.
BELİRTİLER
Kanserin yol açtığı belirtilerin çoğu, kanserle hiç ilişkisi olmayan görece önemsiz hastalıklarda da çok sık ortaya çıkar. Bu nedenle bazı kişiler belirtileri ciddiye almaz ve doktora başvurmakta gecikebilir.
Hasta doktora gitse bile, doktoru, bu evrede kanser gibi ciddi bir tanıyı dikkate almanın henüz gereksiz olduğunu düşünebilir.
Aslında bu bir çıkmazdır. Kanserden kaynaklanma olasılığı bulunan her türlü belirti için çok kapsamlı ve acil testler yapılması, sağlık kaynaklarının hızla tükenmesine yol açacağı gibi, pek çok hastada gereksiz kaygıya da neden olacaktır.
İnatçı belirtiler ya da belli bazı belirtiler varsa doktorun daha ciddi bir hastalığı düşünme olasılığı artar. Bazı belirtiler ise doğrudan ciddi bir olasılığı akla getirdiklerinden, hemen daha kapsamlı testlere başlanır.
Bir kanserin varlığına işaret edebilecek belirtiler arasında şunlar vardır.
İnatçı ve açıklanamayan
•Öksürük
•Nefes darlığı
•Seste kalınlaşma
•Yutma güçlüğü
•Ağrı
•Hazımsızlık
•Kilo kaybı
•Barsak alışkanlıklarında değişiklik
•Vücuttaki herhangi bir delikten (örn. meme başı ya da vajina) akıntı
•Ateş
•Her türlü anormal kanama
•Öksürükle kan gelmesi
•Rektal kanama
•Âdetler arası vajinal kanama
•Cinsel birleşme sırasında kanama
•Menopoz sonrası vajinal kanama
•İdrarda kan
•Derideki benlerde kanama
Yukarıdaki belirtilerden herhangi birinin bulunduğu kişiler hemen doktora başvurmalıdır. Bu tür belirtilerle doktora başvuran kişilerin büyük çoğunluğunda kanser saptanamaz, ancak kanser varsa bile, erken tanı çok önemlidir.
Kütleler ve şişlikler
Kanserlerin büyük bölümü vücudun derin dokularına yerleştiğinden, ancak az bir kısmı doktor muayenesinde saptanabilir; hastaların kendilerinde bu şekilde bir kütle saptama olasılığı daha da düşüktür. Öte yandan meme ya da boyunda veya kol-tukaltındaki lenf bezleri gibi organlarda ortaya çıkan daha yüzeysel kanserler, sıklıkla hasta tarafından bir kütle olarak fark edilir. Deri kanserlerinin çoğu da önce doktor tarafından değil, hasta tarafından fark edilmektedir.
Aslına bakılırsa, kütlelerin ya da derideki inatçı değişikliklerin ancak az bir kısmı kanser çıkar. Ancak meme, testis ya da başka bir bölgede şişlik veya giderek kötüleşen ve nedeni açıklanamayan bir ülser ya da ‘leke’ (özellikle deri benlerinin görünümündeki değişiklik) fark ederseniz, hemen doktora başvurmalısınız.
Kanser İçin Tarama Testleri
Kanserleri daha erken ve iyileştirile-bilir bir aşamada saptamaya yönelik tarama testleri, bazı önemli kanser türlerine bağlı ölümleri azaltabilir. Ancak tarama testlerinin de kendilerine özgü sorunları vardır. Test sırasında bir anormallik saptanırsa (daha sonra sıklıkla bu anormalliğin kanser olmadığı anlaşılsa bile) hasta başka pek çok testten geçer ve gereksiz yere yoğun kaygı yaşar.
Tarama testlerinde kimi zaman çok yavaş büyüyen kanserler ya da fark edilmese bile herhangi bir soruna yol açmayacak olan pre-kanseröz oluşumlar saptanır. Bunun sonucunda bazı kişilere aslında gerekmeyen tedaviler uygulanabilir. Tarama testleri pahalıdır: erken tanının tedavinin başarısına ya da başarısızlığına yol açacak bir fark yarattığı bir kanser vakasının saptanması için genellikle çok sayıda kişinin taranması gerekir.
Meme Kanseri Taraması
50 yaş üzerindeki kadınlara 65 yaşına kadar her üç yılda bir, sonrası için de istedikleri zaman mamografi yaptırmaları önerilmektedir.
Röntgen filmlerinde saptanan anormalliklerin büyük kısmı kanserli olmasa da, bazılarında ek testler önerilmekte ve kimi zaman mikroskobik inceleme için dokudan küçük bir parça alınmaktadır (biyopsi). Bu anormalliklerin çok azının kanser ya da pre-kanseröz oluşumlar olduğu saptanır. Bu şekilde saptanan meme kanserleri genellikle küçüktür ve tarama testinin şifa olasılığını önemli ölçüde artırdığı belirlenmiştir.
Rahim boynu (serviks) kanseri taraması
Cinsel açıdan aktif olan kadınlarda 60-65 yaşına kadar her 3-5 yılda bir rahim boynu sürüntü testi (servikal smear) yapılmalıdır (hiç cinsel birleşmeye girmemiş kadınlarda bu kanser çok enderdir). Sürüntü testi sırasında rahim boynunun görüntülenebilmesi için, vajinaya spekulum adı verilen bir aygıt yerleştirilir. Yeterli sayıda hücre elde edebilmek için, tahtadan yapılmış bir spatula kullanılarak, serviks hafifçe kazınır. Bu sü-rüntüler bir parça cam üzerine yayılır ve mikroskop altında incelenir. İşlem bir miktar rahatsızlığa yol açsa da, normalde ağrılı değildir. Bu test kolayca tedavi edilebilen prekanseröz (ön kanser) oluşumları, ayrıca tamamen iyileşme oranının çok yüksek olduğu erken evrede, kanserleri de saptayabilir.
Servikal sürüntüde saptanan anormalliklerin çoğu küçük değişikliklerdir ve ek araştırma gerektirmez; bir kısmında ise sürüntü testinin tekrarlanması ya da belirli bir süre boyunca daha sık yapılması gerekir. Ancak, bazı anormalliklerde “kolposkopi” adı verilen daha ileri bir inceleme yapılması gerekir; bu işlemde bir büyüteç kullanılarak rahim boynu ışık altında incelenir. Anormal bölgelerden küçük örnekler alınabilir ya da “punch biyopsi” (zımba biyopsisi) yapılabilir. Bu işlem biraz rahatsızlık verse de ağrıya yol açmaz ve yalnızca 10 dakika kadar sürer.
Kansere dönüşme potansiyeli taşıyan alanlar saptandığında, buradaki hücreleri öldürmek için ek tedavi önerilir. Bu amaçla kullanılabilen tedaviler arasında lokal anesteziyle uygulanan ‘lazerle buharlaştırma’ (yoğunlaştırılmış bir ışın kullanılarak anormal hücreler yakılır), kriyoterapi (anormal hücreler ucu soğutulmuş bir sonda ile öldürülür) ve genel anesteziyle kullanılan diatermi (hücreler elektrikli bir sonda ile yakılır) bulunur.
Kolposkopide kadınların küçük bir kısmında daha ciddi bir anormallik olabileceğini düşündüren bulgular elde edilir ve genel anestezi altında ‘koni biyopsi’ yapılması gerekebilir (serviks kanalının iç tarafını döşeyen hücrelerin çıkartılması). Koni biyopsisi etkilenen dokuların tamamının çıkartılmasını sağlayabilir, ancak kimi zaman oluşumun daha derin katmanlara işlediği saptanır ve böyle durumlarda daha kapsamlı tedavi gerekir.
Çok az sayıda kadın serviks kanserinden ölmektedir ve bunların neredeyse %90′ı hiçbir zaman düzenli smear (sürüntü) testi yaptırmamış olan kadınlardır.
Diğer kanserlere yönelik tarama testleri
Son dönemdeki araştırmalarda, barsak tümörlerini erken evrede saptayan tarama testlerinin barsak kanserine bağlı ölümleri azaltabileceği gösterilmiştir. Bu testte, dışkıda çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük miktarda kanın varlığı araştırılır. Bu tür kanamalar genellikle kanser dışındaki nedenlerden kaynaklansa da kolonoskopi ya da baryumlu grafi ile gerçekleştirilen ek testler (bk. s. 23, 24, 26) henüz belirtilere yol açacak kadar büyümemiş olan kanserlerin saptanmasını sağlayabilir. Gelecekte, ‘dışkıda gizli kan’ testi daha da yaygınlaşacak gibi görünmektedir.
Prostat kanseri taraması, bu kanserler tarafından sıklıkla üretilen bir kimyasal maddenin (’prostata özgü antijen’ ya da PSA) kandaki düzeylerinin ölçülmesi, fizik muayene ve ultrason görüntülemesiyle yapılabilir. Tarama sırasında bazı prostat kanserleri erken evrede saptanabilse de, kimi zaman tarama gereksiz tedaviye de yol açabilir. Başka nedenlerle ölen yaşlı erkeklerin çoğunun prostatlarında küçük kanserler saptanabilir. Yaşlılardaki kanserlerin çoğu yavaş büyür ve tedavi edilmediğinde hastanın geri kalan yaşamı boyunca soruna yol açma olasılığı azdır. Yine de son dönemdeki araştırmalar, taramanın prostat kanserine bağlı ölümleri azaltabildiğini düşündürmektedir.
Düzenli akciğer röntgeni ya da balgamın mikroskopik incelemesine dayanan akciğer kanseri taramasının yararlı olmadığı gösterilmiştir. Akciğer kanserlerinin büyük bölümünün akıbeti daha erken evrelerden başlayarak kötü olma eğilimindedir ve günümüzde bu hastalığa bağlı ölümleri önemli ölçüde azalttığı gösterilen tek yöntem sigaranın bırakılmasıdır.
Ailelerde Kanser
Kuramsal olarak kansere karşı genetik bir yatkınlık taşıdığı bilinen (ya da bu tür bir risk taşıma olasılığı bulunan) kişilerin tarama testlerinden geçirilmesi mantıklıdır. Ancak kanserlerin %10′dan azı kalıtımsal nedenlere bağlıdır. Kanser yaygın bir hastalıktır ve aynı aileden iki ya da daha fazla kişiyi etkilediğinde, bunun yalnızca şansa bağlı olma olasılığı yüksektir. Kimi zaman kanserler sigara dumanı gibi paylaşılan bir çevresel etmenden kaynaklanabilir.
İki ya da daha fazla yakın akrabada (anne babalar, kız ya da erkek kardeşler) aynı kanser türü ya da bazen genetik bağlantısı olabilen farklı kanser türleri (örn. meme ve yumurtalık kanseri gibi) saptandığında, kalıtımsal kanserden kuşkulanılır. Kalıtımsal kanserlerin diğer belirtileri arasında genç yaşta kanser gelişmesi ya da çift taraflı (örn. her iki memede) veya çoğul tümör eğilimi bulunur.
Ailede güçlü bir kanser öyküsü olan kişilerin bazılarında kalıtımsal gen anormallikleri saptanabilir. Ancak bu gen anormalliklerinin varlığı mutlaka kanser gelişeceği anlamını taşımaz; öte yandan bazı genlerin kalıtım yoluyla geçmesi, belli bir evrede kanser gelişme riskini %80-90 ve hatta daha yüksek oranda artırabilir. Kimi zaman bir ailenin iki ya da daha fazla üyesinde herhangi bir özel genetik anormallik saptanamasa bile aynı kanser tipi gelişebilir. Bu durumda ailenin diğer üyelerinde çok yüksek düzeyde olmasa da kanser riski artabilir.
Ender görülen çeşitli kanser türlerine karşı yatkınlık kalıtım yoluyla geçebilir (örn. tiroid bezinde ve hormon üreten diğer bezlerdeki bazı kanserler). Daha yaygın kanser türleri dikkate alındığında zaman zaman kalıtımsal yolla geçen başlıca tiplerin kalın barsak kanserleri (kolon ve rektum), meme kanseri ve över (yumurtalık) kanseri olduğu görülmektedir. Barsak kanseri, bazen mutas-yona uğramış “adenomatosis poli-posis coli” (APC) geni ya da “kalıtımsal popiloz-dışı kolorektal kanser” (HNPCC) geninin kalıtım yoluyla geçmesi sonucunda ailelerde görülür. Etkilenen kişilerin barsakların-da genç yaşta çok sayıda iyi huylu polip gelişir ve bunların neredeyse tamamı daha sonra kansere dönüşür.
Meme kanseri, vakaların yalnızca %5-10 kadarında kalıtımsaldır. Şimdiye değin iki önemli meme kanseri geni keşfedilmiştir: BRCA-1 ve BRCA-2. Kalıtımsal olarak mutasyon-lu bir BRCA-1 ya da BRCA-2 geni taşıyan kadınlarda, yaşamlarının herhangi bir döneminde meme kanseri gelişme riski yaklaşık %85 düzeyindedir. Mutasyona uğramış BRCA-1 geni yumurtalık kanseri riskini de artırır. Ancak ailesinde meme kanseri öyküsü olan kadınların çoğunda kalıtımsal BRCA-1 ya da BRCA-2 mutas yonu yoktur. Bu kadınlarda meme kanseri riski biraz artsa da, genellikle risk düzeyi çok daha düşüktür (örn. annesinde ya da kız kardeşinde meme kanseri olanlarda %30′un altında).
Aile öykünüz nedeniyle kanser riskinizde artış olduğundan kaygılanıyorsanız, bu konuyu doktorunuzla konuşmalısınız. Belki de doktorunuz risk artışının korkulacak boyutlarda olmadığı konusunda sizi rahatlatabilecek bir uzmanla görüşmenizi sağlayabilir. Bir olasılık da, riskteki artışın yaklaşık ne düzeyde olduğunu belirlemektir.
Bazen bir kan örneğinin son derece karmaşık analizleriyle anormal bir genin var olup olmadığını araştırmak uygun olabilir. Ancak bu, kuşkuları olan kişinin testin olası sonuçlarını tüm boyutlarıyla kavramasını sağlayan çok ayrıntılı bir tartışmadan sonra gerçekleştirilmelidir. Dikkate alınması gereken sonuçlar arasında, kansere yatkın kılan bir gen saptandığında ne yapılacağı, yüksek risk taşıdığını bilerek yaşamanın nasıl bir duygu olduğu, diğer aile üyelerine ne söyleneceği, anne baba olmanın sonuçları ve yaşam sigortasına uygunluğun nasıl etkileneceği gibi pek çok konu vardır.
Yüksek riskli olduğu belirlenen kişiler için ne yapılabileceğine ilişkin öneriler kanserin türüne, hastanın koşullarına ve tercihlerine göre büyük ölçüde değişebilir. Kalıtımsal barsak kanseri riski yüksek olan bir kişiye, ergenlikte ya da yirmili yaşlarda hastalığın gelişmesinden önce kalın barsağının ve rektumunun alınması önerilebilir. Böyle durumlarda ince barsak anüse bağlanabilir ve böylelikle bir “stoma” (ağız) açmak gerekmeyebilir .
Meme kanseri riski yüksek olan kadınlarda, en iyi koruyucu tedavi konusundaki seçim bu denli kolay değildir. Bazıları profilaktik amaçla (yani koruma amacıyla) her iki memenin alınmasını tercih eder (bu işleme bilateral mastektomi denir); ancak, bu işlemin gerçekleştirilmesi riski önemli ölçüde azaltsa da, bütünüyle ortadan kaldırmaz. Mastektomi sonrasında az miktarda meme dokusu kalan bazı kadınlarda kanser gelişmiştir. Bazı kadınlar ise düzenli uzman muayenesi ve mamografi-lerle yakından gözetim altında bulundurulmayı içeren bir programı seçer.
Yumurtalık kanseri riski yüksek olan kadınlar önlem amacıyla her iki yumurtalığın de ameliyatla çıkartılması yolunu seçebilir (bilateral ooforektomi); ancak bu işlemin de hastalık riskini tamamen ortadan kaldırmaması ilginçtir. Bir diğer seçenek, yumurtalık kanserini erken evrede saptamak amacıyla ultrason görüntülemesi ve yumurtalık kanseri tarafından üretilen bir tümör göstergesi olan CA-125 açısından kan testleri yapılmasıdır.
TlBBİ DEĞERLENDİRME
Belirtileriniz kanser olasılığını akla getiriyorsa ya da doktorunuz muayenede alışmadık bulgular sapta-dıysa ya da bir tarama testinde kuşkulu sonuçlara ulaşıldıysa, koşullara göre daha ileri test ve araştırmalar gerekebilir. Bu araştırmalardan bazıları doktorunuz tarafından yaptırılabilir, ancak araştırmanın belirli bir aşamasında görüş almak üzere hastanedeki bir uzmana gönderilmeniz mümkündür. Gerekli testler kişiden kişiye büyük değişiklik gösterebilir.
Randevu tarihini, başka araştırmalar yapılmasını ve bunların sonuçlarını beklemek gerçekten kaygı verici olsa da, bu aşamada pek çok kişi ve kuruluştan destek alabilirsiniz (bk. “Ek bakım”, s. 68 ve “Yararlı adresler”, s. 90).
KLİNİK DEĞERLENDİRME
Daha ileri değerlendirmeye gerek varsa, sonraki ilk adım genellikle bir poliklinikte uzman muayenesidir; bu muayene sırasında belirtiler hakkında daha ayrıntılı (örn. süresi, şiddeti) sorular sorulur. Ayrıca genel sağlık durumunuz hakkında ve geçirdiğiniz hastalıklar, kullandığınız ilaçlar, geçmişteki/şimdiki mesleğiniz ve evinizdeki koşullar gibi ilgili başka konular hakkında da sorular sorulabilir. Öykü alma tamamlandıktan sonra, daha genel bir muayene yanında kaygı nedeni olan bölgeniz üzerinde odaklanan bir vücut muayenesi yapılabilir.
Bu değerlendirmeler her zaman tanıya ulaşılmasını sağlamasa da, habis bir oluşumu düşündüren belirli özelliklere sahip kütle vs. gibi bulgular kanser kuşkusunu güçlendirebilir. Vücudunuzun iç organları bazı özel aygıtlarla görüntülenebilir; örneğin gırtlak laringoskopi ile, rektum proktoskopi ile ya da serviks (rahim boynu) vajinanıza yerleştirilen bir spekulum aracılığıyla görüntülenebilir.
İLERİ ARAŞTIRMALAR
Biyopsi
Bazı kütlelerin görünüm ya da sertlikleri kanserli olabileceklerini düşündürebilir, ancak kesin tanı genellikle yalnızca bir patolog tarafından konulur; patologlar hücre ve dokuları mikroskopla inceleyerek değerlendiren uzmanlardır. Patolog, kanserin varlığını kesinleştiren ayırt edici görünüm değişikliklerini saptar.
Tanı amacıyla vücuttan bir parça dokunun çıkartılması “biyopsi” olarak adlandırılır. Kütlenin bir kısmı ya da uygunsa tamamı (eksizyon biyopsisi) bölgesel ya da genel anestezi altında çıkartılabilir. Kimi zaman özel bir iğne düzeneği kullanılarak ince bir doku parçası alınabilir, bu dokuyu bisturi ile kesme gereğini ortadan kaldırır.
Bir diğer seçenek da, bir şırıngaya tutturulmuş ince bir iğne aracılığıyla anormal dokudaki hücrelerin şırınga içine emdirilmesidir (aspire edilmesi). İnce iğne aspirasyon biyopsisi adı verilen bu işlem yalnızca çok kısa bir süre için rahatsızlığa yol açar. Ardından hücreler bir cam lamın üzerine yayılır. Mikroskobik inceleme için doku örneği almanın diğer yollan serviks sürüntülemesinde olduğu gibi dokunun yüzeyini kazımak ya da akciğerleri çevreleyen sıvı (plevral efüzyon) ya da balgam gibi doku sıvılarından veya idrardan örnek almaktır.
Bir doku kütlesinden alınmış ve özel işlemlerden geçirilmiş çok ince kesitlerin mikroskobik incelemesine histoloji adı verilirken, hücre sürün-tülerinin incelenmesine sitoloji denmektedir. Tek tek hücrelerin (yani hücrenin yapıtaşlarının) yalnızca görünümlerinin değil, dokunun nasıl kurulduğunun da (yapısının) incelenmesine olanak tanıyan histoloji, patologa daha fazla bilgi sağlayabilir.
Sitoloji, tek tek hücrelerin görünümlerinin incelenmesine dayanır. Kanserin varlığını belirleyebilse de, nicel açıdan histolojiye göre daha az bilgi sağlar. Sitolojinin sorun yaratabilen bir diğer yönü, anormal bir dokudan ince iğne aspirasyonuyla alınan hücrelerin kimi zaman dokunun bütününü temsil etmemesidir; dokuda gerçekte kanserli hücre bulunsa bile, iğne ile hiçbir kanserli hücre alınamayabilir. “Yanlış negatif olarak adlandırılan bu sonuçla karşılaşma riski histolojide genellikle düşüktür. Öte yandan, sitolojide pozitif sonuç alınması, daha ileri işlemler için genellikle yeterlidir. Pek çok kanser türünde bu işlem kütlenin ameliyatla alınmasıdır, böylece histolojik inceleme için doku elde edilmiş olacaktır.
Tanıyı kesinleştirmek için dokunun mikroskobik olarak incelenmesi
yanında, hastalığın yaygınlığını değerlendirmek için bazen biyopsiler de yapılır. Örneğin boynun bezlerin-deki şişliğe lenfoma tanısı konulmuş olan bir hastada, ilikte lenfoma hücresi olup olmadığını belirlemek için kemik iliği biyopsisi yapılabilir, çünkü kemik iliğinde lenfoma olup olmaması tedavi seçimini etkileyebilir. Meme kanserli bazı kadınlarda, koltukaltındaki önemli bir lenf düğümü de (bekçi düğüm biyopsisi) alınabilir; lenf düğümünün yeri, birincil tümörün içine radyoaktif bir maddeyle birlikte bir boyanın enjekte edilmesiyle titiz bir biçimde belirlenir. Birincil tümörü drene eden (lenf dolaşımını toplayan) bu bekçi lenf düğümünde kanser yoksa, koltukaltındaki diğer lenf düğümleri de büyük olasılıkla temizdir ve hastada daha başka bir ameliyattan kaçınılmalıdır.
“-oskopi” ile sona eren sözcükler
Oskopi sözcüğü bakmak anlamına gelir (Yunanca’da skopein görmek demektir). Kanserlerin çoğu gırtlak (larinks), akciğerlerdeki hava geçitleri (bronşlar), yemek borusu (özofagus), mide (tıbbi adı gastrik), kalın barsak (kolon ve rektum) ve mesane (idrar kesesi) gibi tüp ya da keselerin iç yüzeylerindeki örtülerden köken alır. Çeşitli aygıtlar kullanarak tüm bu yapıların gözle incelenmesi ve kuşkulu alanlarda biyopsi yapılması mümkündür. İncelenen organ ve ona yönelik inceleme tekniklerine verilen adlar şöyledir:
•laringoskopi: gırtlak
•bronkoskopi: akciğerler
•gastroskopi: mide
•kolonoskopi: barsaklar
•sigmoidoskopi: barsağın S şeklindeki son bölümü ve rektum
•sistoskopi: mesane
Diğer teknikler arasında şunlar vardır:
•nazendeskopi: burun deliklerinden larinkse kadar uzanan bölgedeki hava geçitleri
•mediastinoskopi: akciğer kanserinin lenf bezlerine yayılıp yayılmadığını anlamak amacıyla göğüs kemiğinin ya da sternumun arkasındaki dokular
•kolposkopi: serviks ya da rahim boynu
•laparoskopi: karın boşluğu
Bu işlemlerin bazıları için hastanın yatırılması gerekmez, bazılarında sedasyon (sakinleştirici) gerekir, bazılarında ise genel anestezi kullanılır. Bu işlemlerin çoğunda, vücudun incelenecek bölgesine doğal bir açıklıktan ya da küçük bir keşiden dikkatle sokulan esnek bir kabloyla doktorun içerisini görmesini sağlayan fiberoptik teknolojisi kullanılır. Bazen genel anestezi altında doktorun kütlenin yaygınlığını görmesi, hissetmesi ve değerlendirmesi ve biyopsi alması daha kolaydır. Bu nedenle genel anestezi altında inceleme oldukça sık başvurulan bir işlemdir.
Kan testleri
Akyuvarların kötü huylu (habis) hastalıkları (lösemi) ya da kanda ölçülebilen ‘tümör göstergeleri’ veya özel kimyasal maddeler üreten az sayıdaki birkaç kanser türü (bazı prostat ve testis kanserleri ve miyelomlar) dışında, kan testleri genellikle tanı konusunda çok yararlı bilgiler sağlamaz.
Yine de, kan testleri vücudunuzun genel sağlık durumu hakkında yararlı bilgiler verebilir. Bazen kanserin kemik ya da karaciğer gibi başka organlara yayıldığını gösterebilir;
bu, ‘enzim’ adı verilen ve normalde bu organlar tarafından kana salıverilen bazı kimyasal maddelerin düzeylerinin, kanserin yol açtığı hasarı nedeniyle yükselmesiyle anlaşılır.
Ancak bu testlerde hiç hata payı olmadığı söylenemez; genellikle kanserin yayılması dışında bazı başka nedenler de bu tür anormalliklere yol açabilir.
Röntgen filmleri ve taramalar
Kanserin ilk belirtisi sıklıkla röntgen lerdeki anormal görünümdür. Örneğin akciğer kanseri, normalde büyük ölçüde havayla dolu olması gereken bir bölgede yer kaplayan bir gölge ye yol açabilir. Tümörler meme röntgeninde (mamografi) ya da barsakların baryumlu grafllerinde de görüntülenebilir.
Mamogram, memenin iki düz yüzey arasında sıkıştırılarak röntgen filminin alınmasıdır. Meme kanserleri röntgen filmlerinde hemen görülebilen işaretlerin, özellikle kanserli doku içerisindeki küçük kalsiyum birikimlerinin neden olduğu küçük ve beyaz renkli beneklerin oluşmasına yol açabilir.
Baryum yutulduğunda ya da bir tüp aracılığıyla rektumdan içeriye verildiğinde (baryum lavmanı) röntgen altında yoğun beyaz bir renk vererek özofagus, mide ya da barsağın iç yüzeyinin hatlarını ortaya çıkarır. Normal koşullarda iç yüzey düzgünken, kanser düzensiz ya da içeriye doğru şişkin görünmesine yol açabilir.
Bazen röntgen ya da taramada beyaz renkte görünen başka ‘boya’ ya da ‘kontrast maddeleri’ bir toplardamardan kan dolaşımına enjekte edilir. Verilen madde kan yoluyla böbreklere ulaşır ve böbrekler de bu maddeyi idrarla atar. Bu sırada böbrek ve mesanede yapılan X ışınlı görüntülemelerde (intravenöz ürogram [1VU] ya da piyelogram [1VP]) bu organlar oldukça açık biçimde görülebilir ve anormal görüntüler kanser bulunduğunu düşündürür.
Kansere tanı konulması ya da kanserin yaygınlığının belirlenmesi sürecinde yukarıda sayılan değişik tarama testlerinin birinden geçmeniz gerekebilir. Bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntülemesi (MR) sırasında, hastanın genellikle büyük ve daire şeklinde bir aygıtın içine girip hareketsiz yatması gerekir. İşlemden önce bütün bunlar size açıklanacaktır. Günümüzde BT görüntülemesi genellikle çok kısa sürede tamamlanır. MR görüntülemesi biraz daha uzun (yaklaşık 15-20 dakika) sürer. Bu görüntüleme teknikleri araştırılan bölgenin kesitler ya da dilimler halinde son derece etkileyici resimlerini oluşturabilir ve basit röntgenlerle karşılaştırıldığında kütleleri çok daha açık biçimde gösterir. Tümörün ya da çevresindeki dokuların daha açık görünmesini sağlayan bir ‘kontrast maddesinin’ içilmesi ya da damar içine enjekte edilmesi gerekebilir.
Ultrason görüntülemesinde, bir prob (sonda aleti) vücudun incelenen kısmınının derisi üzerinde hareket ettirilir; kimi zaman prob rektuma, vajinaya ya da özofagusa yerleştirilerek de kullanılabilir. İç dokulardan yansıyan çok yüksek frekanslı, işitilemeyen ses dalgaları saptanarak bir ekranda görüntüler oluşturulur.
İzotop görüntülemesi, izotop adı verilen radyoaktif bir maddenin enjekte edilmesi ya da ağız yoluyla alınmasından sonra yaydığı gamma ışınlarının bir gamma kamerası tarafından saptanması işlemidir. Kanser hastalarda en sık gerçekleştirilen izotop taraması, kemik taramasıdır. Enjekte edilen izotop dolaşım sistemi aracılığıyla vücudun değişik bölgelerine taşınır ve kemiğin, vücudun başka bir yerinden yayılan tümörün yol açmış olabileceği herhangi bir hasarın iyileştirilmesi için çaba gösteren bölgelerinde ‘yoğunlaşır’ ya da yerleşir. Bu bölgelerde izotop yoğunluğunun yüksek olması, iskeletin gamma kamerasıyla alınan resimlerinde “sıcak noktalar” (aktif noktalar) olarak görülmesine yol açar. Ancak kimi zaman yorumlamak güç olabilir ve bu tür sıcak bölgeler kanser dışındaki dejeneratif hastalıklarda da (örn. aşınma ve yıpranma) görülebilir.
Kanserli hastaların değerlendirilmesinde bir başka görüntüleme yöntemi olan pozitron emisyon tomografisinin (PET) değeri giderek daha fazla kabul edilmektedir. Kimi zaman PET ile diğer tekniklerin görüntüleyemediği tümörler saptana-bilmektedir. Bu teknik, kan dolaşımına enjekte edilen özel bazı şekerlerin kanser hücreleri tarafından normal hücrelere göre çok daha çabuk alınması ya da emilmesi eğilimine dayanmaktadır. Şeker moleküllerine tutturulmuş olan radyoaktif işaretler,kanserli dokuların görüntüde ‘aydınlanmas nı sağlar.
Röntgenler ve diğer taramalar kanser kuşkusu olan ya da kanser tanısı konulan kişilerin ilk değerlendirilmesinde olduğu kadar, geçmişte kanser tedavisi uygulanmış kişilerde hastalığın yinelemesinden kaynaklanabilecek belirtileri araştırmakta da kullanılır. Ancak bu görüntüleme tekniklerinin her zaman doğru sonuç verdikleri düşünülmemelidir; en duyarlı görüntüleme teknikleri bile çok küçük kanserleri saptamakta yetersiz kalabilir ve sıklıkla, daha sonra iyi huylu olduğu anlaşılan bazı kuşkulu anormallikleri gösterir.
Tümörlerin evrelendirilmesi
Biyopside kanser tanısı kesinleştirildikten sonra genellikle kanserin ‘evresi’ saptanır. Evrelendirme işleminde kanserin boyutları belirlenir ve bitişik dokulara, lenf damarları yoluyla lenf bezlerine ya da kan dolaşımı aracılığıyla daha uzak bölgelere yayılıp yayılmadığı değerlendirilir.
Değişik evreleme sistemleri vardır ancak bunlar arasında en sık kullanılanı TNM evrelendirilmesidir. T harfi birincil tümörü, N harfi lenf düğümlerine (nodlarına) yayılımı ve M ise uzak bölgelere yayılımı (metastaz) gösterir. Her harf için bir sayı belirlenir. Örneğin çapı 3 cm olan ve koltuk altındaki lenf düğümlerinden bazılarını etkilemiş bulunan, ancak daha uzak yayılım belirtisi vermeyen bir tümör T2N1MO olarak sınıflandırılır. Buradaki T2, birincil tümörün boyutlarının 2-5 cm arasında olduğunu gösterir. Nl ise koltuk altında hastalıktan etkilenen ancak çıkartılabilecek nitelikteki lenf düğümlerini işaret eder. MO, saptanabilir uzak metastaz olmadığı anlamına gelir.
Evrelendirme akıbetin (prognoz) tahmin edilmesinde, tedavi konusunda önerilerde bulunulmasında ve tedavinin sonuçlarını değerlendirip karşılaştırmada yararlı olabilir.
06.12.2007
Hücre sayısındaki aşırı artışın bazı koşullarda nasıl olup da yaşamsal tehlike yarattığını anlamak kimi zaman güçtür. Habis hastalığın ciddi etkileri kanserin yayıldığı normal dokuların ve/veya bölgelerin (örn. karaciğer, kemik ya da akciğerler) normal işlevlerini engelleyecek şekilde giderek daha çok kanserli hücreyle dolması ve hasara uğraması sonucunda oluşur. Belirli bir bölgeyle sınırlı (lokalize) kanserlerin ölümle sonuçlanması oldukça alışılmadık bir durumdur. Kanser ölümlerinin büyük bölümü hastalığın yayılmasına ya da metastazlara bağlıdır. Ancak, bu fiziksel süreçlere ek olarak kanserler hem belli bir bölgede hem de dolaşım sistemi aracılığıyla tüm vücudu etkileyen çok çeşitli zehirli (toksik) kimyasal maddeler üreterek de genel durumda giderek artan bir bozulmaya neden olabilir. Bu kimyasal maddeler kilo kaybı ve halsizlik gibi belirtilere yol açabilir.
SINIFLAMA
Kanserler, hücrelerin normal olandan ne ölçüde farklılaştığına göre derecelendirilir. İyi farklılaşmış (tıp dilinde iyi diferansiye) kanserlerde (kimi zaman “grad 1″ de denir), normal hücre yapısı korunur ve hücreler sık bölünmez. Hücrelerden bazıları, esas özgül görevlerini belli ölçülerde hâlâ yerine getirebilir. Yelpazenin öbür ucunda kötü farklılaşmış (tıp dilinde kötü diferansiye) kanserler (grad 3) yer alır; bu kanserlerde hücreler öylesine değişmişlerdir ki, normal hücrelerden artık çok farklıdır ve görevlerini yerine getirme yetilerini tamamen yitirmişlerdir. Kötü farklılaşmış kanserler daha hızlı çoğalma ve daha saldırgan olma eğilimindedir ve akıbeti daha kötüdür. Bunların arasında farklılaşması orta düzeyde olan kanserler yer alır.
Kahserler yayıldıkları dokulara göre değil, köken aldıkları normal hücrenin türüne göre sınıflandırılır. Buna birincil sınıflandırma adı da verilebilir. Her sınıftan kanser yukarıda tanımlandığı gibi derecelendirilir; kanserlerin büyüklükleri ve yayılma dereceleri de “evrelendirme” adı verilen süreç içinde değerlendirilir (bk. s. 30). Birinci] sınıflandırma dikkate alındığında, hemen tüm kanser türleri aşağıdaki gruplardan birine yerleştirilebilir.
Karsinomlar
En sık görülen kanserlerdir. Deri ve pek çok iç organın çeperi dahil, vücut yüzeylerini örten hücrelerden köken alır. Ağız, boğaz, bronşlar (havanın akciğerlere girip çıkmasını sağlayan tüpler), özofagus (yemek borusu), mide, barsak, mesane, ute-rus (rahim) ve yumurtalıkların yanı sıra memede, prostat bezinde ve pankreastaki kanalları örten dokular da bunlar arasındadır.
Farklı karsinom türleri vardır ve bunlar köken aldıkları normal hücrelerin görünümüne göre adlandırılır. “Skuamöz karsinomlar” (yassı hücreli karsinomlar) özellikle deri, akciğer, ağız, boğaz ve yemek borusunda; “adenokarsinomlar” özellikle meme, barsak, alt yemek borusu, mide ve yumurtalıklarda; “geçiş hücreli karsinomlar” esas olarak mesanede ve “küçük hücreli karsinomlar” akciğerde görülür.
Sarkomlar
Yüzeyi örten dokulardan değil de kemik, yağ, kas ve vücudumuzun pek çok bölümünde bulunan güç lendirici bağ dokusu gibi destekleyici dokulardan köken alır.
Lenfomalar
Vücudumuzda ve özellikle de lenf bezlerinde ve kanda bulunan “lenfosit” adlı hücrelerden kaynaklanır. Bu hücreler bağışıklık sistemimizin çok önemli bileşenleridir. Lenfomalar etkilenen hücre tipine göre ‘Hodgkin hastalığı’ ve ‘Hodgkin dışı lenfomalar’ olarak ikiye ayrılır.
Lösemiler
Kemik iliğinde akyuvarları üreten hücrelerden kaynaklanır. Akyuvarlar (lökositler) vücudumuzun enfeksiyona karşı savunmasında kritik bir rol oynar. Lösemili hastaların kanında anormal akyuvar sayısı büyük ölçüde artar. Anormal hücreler genellikle işlevlerini doğru biçimde yerine getirmediği ve kemik iliğinde yeni normal hücre yapımı için alan bırakmadığı için soruna yol açar.
Miyelom
Kemik iliğinde bulunan ve antikor (enfeksiyonlarla savaşmamıza yardımcı olan proteinler) adı verilen plazma hücrelerinin kanseridir.
Germ hücreli tümörler
Yumurta ve spermlerin üretiminden sorumlu olan testis ve yumurtalıklar-daki hücrelerden köken alır. Tera-tomlar ve seminomlar bu tümör tipleri arasındadır.
Melanom
Bu deri kanseri türü, derideki pigment üreten hücrelerden (melanositler) köken alır.
Gliom
Beyin ya da omuriliğin destekleyici doku hücrelerinde gelişir.
Prekanseröz (ön kanser) oluşumlar
Son olarak, görünürde sağlıklı olan kişilerde rahim boynu sürüntüsü (servikal smear) ya da memenin radyolojik incelenmesi olan mamografi (bir sonraki bölüme bakınız) gibi tarama testleri sırasında saptanan ve kansere dönüşme potansiyeli taşıyan yaygın bazı oluşumlardan da söz etmek gerekir. Bu tür bozukluklar özellikle rahim boynu (serviks) yüzeyini ve memedeki süt kanallarını etkiler ve “karsinoma in situ” olarak adlandırılır. Bu, mikroskobik incelemede en yüzeydeki hücrelerin habis bir görüntüsü olduğu, ancak yüzey örtüsünün hemen altındaki dokuların herhangi birini istila ederek habis bir davranışa giriştiğine ilişkin bir belirti olmadığı anlamına gelir.
Karsinoma in situ lenfatik dolaşım ya da kan dolaşımı yoluyla yayılamaz ve kendi başına hiçbir yaşamsal tehlike doğurmaz. Ancak tedavi edilmediğinde gerçek bir kansere dönüşme riski vardır
06.12.2007
Kanser tek bir hastalık değildir, pek çok değişik kanser türü vardır. Bazı kanserler yıllar boyunca hemen hiç değişmeden kalabilir ve yaşam beklentisi üzerinde etkisi olmaz. Buna karşın, tanı konulduktan kısa süre sonra ölüme yol açan bazı ender kanser türleri de vardır. Nasıl enfeksiyon terimi basit soğuk algınlığından çıbana, sıtmadan tüberküloza kadar tüm hastalıkları içeriyorsa, kötü huylu (malign, habis) hastalık terimi de hem hastalığın davranışı hem de şiddeti açısından aynı ölçüde çeşitlilik gösterir; ancak tabii ki kanser bulaşıcı değildir.
Kontrol Kaybı
İnsan vücudunda bir kesmeşeker büyüklüğündeki bir kütlede yaklaşık bin milyon hücre yer alır. Hücreler vücudumuzun ancak mikroskopla görülebilen küçük yapıtaşlarıdır. İnsan vücudundaki milyarlarca hücrenin mükemmel bir uyum içinde işlevlerini yerine getirmeleri ve her hücrenin doğru yerde, amacına uygun şekilde davranması gerçekten de son derece şaşırtıcıdır. Hücrelerin çoğunun yaşam süreleri sınırlıdır: yaşlılık ya da eskime ve aşınma gibi nedenlerden ötürü yitirilen hücrelerin yerine her gün milyonlarca yenisi üretilir.
Var olan hücrelerin “mitoz” adı verilen bir süreç sonucunda ikiye bölünmesiyle yeni hücreler üretilir. Erişkinlerde ölen ve bölünen hücrelerin sayısı arasında normal olarak mükemmel bir denge vardır; çocuklar büyümekte olduklarından, durumları daha farklıdır. Normal olarak yitirilen hücrelerin yerine aynı sayıda hücre üretilir. Bu dengeyi kontrol eden mekanizmalar son derece karmaşıktır. Kontrolün yitirilmesi hücrelerin sayısında fazlalaşmaya ve tümör oluşumuna yol açabilir.
Ne var ki, tümörlerin ancak küçük bir bölümünün kanserli oldukları da unutulmamalıdır. Tümörlerin çoğu normal ya da normale oldukça yakın, yerel hücre birikimleridir ve iyi huyludur (benign, selim). Siğiller bunun için iyi bir örnektir.
Kanser gelişiminde hücrelerin hem niteliği değişir, hem de sayısı artar.- kanserli hücrelerin görünüm ve davranışları da farklıdır. Daha saldırgan ve yıkıcı davranırlar ve normal hücrelerden bağımsız hareket ederler. Çevre dokulara girip onları ele geçirme becerisi kazanırlar. Kimi durumlarda hücreler lenf ve kan damarlarına da geçerek, ortaya çıktıkları “birincil” (ilk) bölgeden başka bölgelere atlarlar. Bu hücreler zamanla lenf bezlerinde ve akciğer, karaciğer ve kemik gibi diğer organlarda “metastaz” adı verilen ikincil kütlelerin oluşmasına yol açabilirler.
Genler
Tüm hücrelerin davranışları merkezi kontrol birimleri olan çekirdekteki (nükleus) genler tarafından kontrol edilir. Her hücre çekirdeğinde yaklaşık 40,000 gen vardır. Genler “DNA” adındaki karmaşık bir kimyasal molekülde kodlanmış olarak bulunan çok küçük, son derece yoğunlaştırılmış bilgi ve talimat depocuklarıdır. Çok sayıda gen bir araya gelerek ancak mikroskopta görülebilen kısa şerit parçacıklarına benzeyen sarmallar oluşturur. Bunlar, birbirine eşler halinde bağlanan kromozomlardır; toplam 23 çift kromozom vardır.
İnsanlar ana rahminde tek bir hücreden gelişir. Bu ilk hücre, annenin yumurtalıklarından (överler) birinde üretilen bir yumurtanın (ovu-mun), babanın testislerinden birinde üretilen bir sperm tarafından döllenmesiyle oluşur. Hücre iki kardeş hücre oluşturacak şekilde bölünür; ardından bu hücreler de bölünerek toplam dört hücre oluşur. Birbirini izleyen bölünmeler sonucunda hızlı bir büyüme olur. Mitoz sırasında tüm genetik bilgi kopyalanır ve böylelikle gelişmekte olan mikroskobik organizmada (ya da embriyo) bulunan tüm hücreler kendi genetik materyeline sahip olur. Embriyonun gelişip önce “fetüs”ü ve sonuçta da yenidoğan bir bebeği oluşturması süreci boyunca aynı işlemler devam eder.
İlk hücrede bulunan genetik bilgiler, bu hücreden gelişecek olan insanın tüm fiziksel özelliklerini belirler. Ancak vücuttaki oluşum tamamlandıktan sonra, belirli bir hücredeki bu genetik bilgilerin çoğu artık gereksizleşir. Hücrenin tüm gereksindiği yalnızca kendi özel işlevlerini yerine getirmekte kullanacağı bilgilerdir. Diğer işlevlerle ilgili talimatlar gereksizdir. Belli hücrelerde etkin durumda bulunan önemli bilgiler hücrelerin kendi davranış ve özelliklerinin yanı sıra, bu hücrelerin oluşturduğu dokunun özelliklerini de yönetir.
Kanser genleri
Normal hücrelerde bulunan ve “on-kogen” adı verilen özel genler vardır; onkogenler ya uyur haldedir (hareketsiz) ya da hücrenin davranış ve bölünmesinde bir rol oynarlar. Örneğin tütün dumanı, mor-ötesi ışık ya da bazı virüslere bağlı DNA hasarı bu genlerde anormalliklere ya da “mutasyonlara” neden olarak, genin aktivitesinde artış ve anormallikle sonuçlanır. Bu da hücrenin anti-sosyal bir tarzda davranmasına ve habisleşmesine (kanserleşmesine) yol açabilir.
Onkogenler yanında her hücrede ‘tümör baskılayıcı genler’ vardır ve bunların normal görevi bölünmeyi sınırlandırmaktır. Birçok kansere yol açan, tömür baskılayıcı bir genin ak-tivitesini azaltan hasardır.
Genler yalnızca habis oluşumların gelişmesinde değil, kanserin daha sonraki davranışı ve tedaviye yanıtı üzerinde de kritik bir rol oynar. Örneğin bazı genler kanserlerin komşu dokuları ele geçirme ve vücudun başka bölgelerine yayılarak metastaz yapabilmeleri açısından önemli olan proteinlerin üretiminden sorumludur. Başka genler ise hücrenin kendi kendisini uyaran “büyüme faktörleri” üretmesine yol açar ya da kanser ilaçlarını etkisizleştirir. Hücrenin ölümü bile genetik kontrol altındadır. Genetik hasar hücrelerin ölmemesine de yol açabilir; bu hem kanser gelişimi hem de kanserin radyoterapiye ya da ilaçlara direnci açısından önemli bir etmen olabilir.
Kanser oluşumu sürecinde, hücrenin habis bir biçimde davranmaya başlamasından önceki ve sonraki birkaç yıl boyunca, bir dizi genetik bozukluk birikir. Kanserin başlamasından sonra yeni gen mutasyonları olması, bazı kanserli hücrelerin diğerlerinden farklı davranmasına neden olabilir. Bu da, belirli bir evrede büyümenin yön değiştirmesine yol açabilir. Kanserin davranışı ve tedavinin uzun dönemdeki sonucu, sonuçta en fazla antisosyal özellik sergileyen hücrelere ve onları yok etmeyi hedefleyen tedaviye en fazla direnç gösteren hücrelere bağlıdır.
Çoğalma Hızı
Hücrelerin çoğu birkaç günde bir bölünürken, bazıları çok daha yavaş çoğalır. Neredeyse tüm kanserlerin tek bir hücredeki genetik bir anormallikten kaynaklandığı ve kes-meşeker büyüklüğündeki bir kütlede yaklaşık bin milyon hücre bulunduğu dikkate alınırsa, kanserlerin çoğunun görünür hale gelmesinden uzun bir süre önce başladığı anlaşılir. Tanı sırasında kanserlerin çoğu genellikle kesmeşekerden biraz daha büyüktür ve birçoğu yavaş yavaş büyüyerek 10-20 yıl boyunca var olmuştur. Ancak, bir tümörün boyutlarının iki katına çıkması için gereken süre büyük değişkenlik gösterir. Bu ‘iki katına çıkma süresi’ birkaç gün ile birkaç yıl arasında değişebilir; ancak en yaygın kanserlerin çoğunda bu süre ortalama 2-3 aydır.
Çoğalma hızı açısından önem taşıyan bir diğer etmen de, kanserin kendisini besleyecek yeni kan damarları oluşumunu ne ölçüde uyarabileceğidir. Yeni kan damarı oluşumunu engelleyen ilaçların geliştirilmesiyle ilgili olarak günümüzde heyecan verici araştırmalar yürütülmektedir.
06.12.2007
Her üç kişiden en az biri kanser hastalığına yakalanır. İngiltere’de halen yaklaşık iki milyon kişi kanser tedavisi görmüştür ve bu 25 kişide birden fazladır. Bu kişilerin çoğu uzun süre yaşamıştır. Kanser konusundaki tutumlar değişiyor ve çoğu insan için kanser konusu artık eskisi gibi tabu olmaktan çıkıyor. Günümüzde kanser hastalan, tıpkı diğer hastalıklarda olduğu gibi, kendilerine konulan tanı hakkında daha kolay konuşabiliyor. Duygularını paylaşabilmeleri, aile ve arkadaşlarının hastaya destek vermesini kolaylaştırıyor.
Çoğunuzun bildiği gibi, tıp alanında yaşanan gelişmeler kanserli kişilerin konuya bakışı üzerinde büyük etki yapmıştır. Her zaman iyi sonuçlar alınmasa da, yeni binyılın başlangıcında, eskiden beri çok daha az korkulan diğer pek çok hastalıkla karşılaştırıldığında, birçok kanserli hasta için gelecek daha umut vericidir. Tam olarak ne tür yanlışlıkların hücrelerin kanserleşmesine yol açtığı konusunda hızla daha fazla bilgi ediniyoruz ve yeni buluşlar heyecan veren yeni tedavilerin geliştirilmesini sağlıyor.
Yirminci yüzyılda kanser giderek daha yaygın hale gelmiştir. Bunun nedenlerinden biri yaşlı nüfusun artması ve kanserin daha çok yaşlı kimseleri etkilemesidir. Bir diğer önemli neden de sigaradır. Ne var ki, kanserin yaygınlaşmasına karşın, aynı zamanda tamamen iyileşme şansı da sürekli olarak artmaktadır. Henüz tamamen iyileşme şansına sahip olmayanlar da daha uzun yaşamakta ve yaşam kaliteleri yükselmektedir.
Bu olumlu gelişmelerin nedenleri arasında erken tanı, daha etkili tedavi olanakları, daha başarılı destekleyici tedaviler ve daha başarılı sağlık örgütlenmesi bulunmaktadır. Kanserli tüm hastalar artık var olan en iyi tedaviden yararlanma ve çeşitli kuruluşlardan destek görmeyi bekleyebilir.
Bir diğer gelişme de hastaların artık kanser ve tedavi seçenekleri konusunda daha bilgili olmalarıdır. Hastalar çeşitli yollardan giderek daha çok bilgilendirilmekte, çeşitli kaynaklardan doğru ve yazılı bilgiler elde edilebilmektedir (bk. s. 90, Yararlı adresler). Pek çok hastanede hastalara bilgi verilmesi artık gündelik bir uygulamadır. Hastalar internette gezinmektedir. Haklı olarak, hastalar, artık kendi sağlıklarıyla ilgili karar vermede pasif bir ortak olmaktan daha az hoşnuttur. Ayrıca, hem yerel hem de ulusal düzeyde, hastaların ve tıp mensubu olmayan diğer kişilerin kanserle ilgili sağlık hizmetlerinin planlanması ve sunulması sürecine aktif olarak katılmalarını sağlayacak olanaklar hızla artmaktadır.
Bu kitapta kanserin nedenleri ya da belli kanser türlerinin ayrıntıları üzerinde durulmayacaktır. Kanserler ve tedavileri konusunda daha yaygın kanser türleri üzerinde yoğunla-şılarak söz edilecektir. “Yararlı adresler” başlığını taşıyan bölümde (bk. s. 90) listelenen diğer kaynaklardan çok daha özgül bilgiler alınabilir. Ayrıca en önemli bilgi kaynağınız kendi doktorunuz, hemşireniz ve diğer sağlık çalışanlarıdır.
Bu küçük kitapçığın temel amacı, kanserin özellikleri konusunda bilinenlere, kanserli hastalar için neler yapılabileceğine ve genel olarak uygulanan tedavi ve bakım hizmetlerine yönelik kısa bir bilgi vermektir. Kanserle ilgili her şeyi inceleyen bilim dalına onkoloji adı verildiğini belirtmekte yarar vardır; “onkos” sözcüğü Yunanca’da kütle anlamına gelir.
İlerleyen bölümlerde, önceki bölümlerde yer alan bazı kavram ve terimleri artık bildiğiniz varsayılacaktır. Bu nedenle kitabın büyük bölümü sizin durumunuza uygunluk göstermese de, bir başlangıç olarak kitabın en azından ilk üç bölümünü okumanız çok yararlı olabilir.
Bu kitap kanserli hastalar, aileleri, arkadaşları ve konuyla ilgilenen diğer kişiler için yazılmıştır. Amacımız kolaylıkla anlaşılan yararlı bilgiler sunarak yardımcı olmaktır.
06.12.2007
En iyi metot yılda bir veya iki defa genel sağlık kontrolü yaptırılmasıdır.Bu muayeneler arasında meydana gelebilecek olağandışı herhangi bir belirti için de,vakit kaybetmeden doktorunuza başvurun.Vücudun herhangi bir açıklığından beklenmedik bir kanamanın olması muhakkak surette bir kanser belirtisi değilse bile,doktora görünmeyi gerektirir.
06.12.2007
Üç önemli yayılma yolu vardır.
a)Direkt şekilde büyüyerek etraftaki yapılara uzanır.
b)Lenf kanalları yoluyla uzakta bulunan organlara yayılır.
c)Kan akımı yoluyla uzakta bulunan organlara yayılır
06.12.2007
Kanser bir değil.Birçok sebebi olan bir hastalıktır.Bazı kanserlerin;örneğin petrol ürünleri elleri muhafazasız çalışan işçilerin ellerindeki deride gelişen deri kanserinin nedeni gayet iyi bilinmektedir.Başka kanserlerin,yine tütün gibi kronik tahriş maddelerinden ileri geldiği zannedilmektedir.Bazı kanserlerin de,doğuşta mevcut olan ilkel hücrelerden geliştiği tahmin edilmektedir.Bunlar,sonraki yıllarda birbirine,uyarım ve tahrikle azıtırlar.Günümüzde birçok araştırmacı,birçok kanser türünün virüslerle ilgili olduğuna inanmaya başlamışlardır.
06.12.2007